MIPIM 2015’in ardından: Uluslararası fuarlar ne kadar gerekli?

    Her zaman için söyleyecek sözünüz olmalı ve en önemlisi de bu söyleyecekleriniz “güncel” olmalı; basmakalıp, herkesin bildiği doğruları, gerçekleri sürekli söylüyor olmanın “tercih edilmek” için yeterli olmadığını anlamak ve geleceğe bu bakış açısı ile yön vermek gerek.

    Baştan söyleyeyim; MIPIM dönüşü bu şekilde bir başlıkta yazı kaleme alınca, sakın bu tür fuarlara katılımın gerekli olmadığını savunduğumu düşünmeyin. Aksine uluslararası fuarlara katılımın ufuk açtığını, eğitici olduğunu, ders verdiğini düşünenlerdenim… Tabii ki katılım amacı ufkunu açmak, ders almak, kendini eğitmek olan ve bu yönde gözlem yapanlar için…

    20.000 küsur gayrimenkulcü ile bir arada olmak

    Tek başına, bu bile katılımın ne kadar önemli ve gerekli olduğunun bir göstergesi aslında. Bu yıl da, önceki yıllarda olduğu gibi üç-dört gün boyunca sektörde görmeyi arzu ettiğiniz yerli yabancı hemen hemen herkesi rahatlıkla gördüğünüz; gerek birebir sohbetlerde ve gerekse de konferans, söyleşi ve sunumlarda fikirlerini, beklentilerini, planlarını öğrendiğiniz bir etkinlik yaşama imkanı sundu MIPIM.

    Yazımın giriş kısmında da belirttiğim gibi bu tür etkinliklere doğru beklentilerle gitmek gerekiyor ki sonrasında değerlendirmeyi doğru yapabilmek mümkün olsun… Beklenti doğru belirlenmezse bu bir stanttan bir diğerine akan, bir toplantıdan öbürüne koşuşturan 20.000 küsur kişilik topluluk rahatsız edici gelebilir, daha da ötesi insana eziyet verebilir.

    Şehirler mi ülkeler mi?

    Her uzun soluklu ve devamlılığı olan etkinlikte olduğu gibi MIPIM’de de “gelenekler” ister istemez doğruları ortaya koyuyor: MIPIM, aslına bakarsanız ülkelerden çok kentlerin ön plana çıktığı, oyunun kentler üzerinden kurulduğu bir etkinlik. Uzun yıllardır katılım sağlayan ve ne zaman baksak oldukça yoğun bir ziyaretçi kitlesine ev sahipliği yapan Londra, Berlin, Münih, Paris, Stockholm gibi kentler fuar alanında hep aynı yerde konumlanıyor. Katılımcılarını bu kentler ile birlikte uluslararası gayrimenkul topluluğuna algılatıp, kentlerine ve dolayısı ile ülkelerine davet edebilmeleri, istikrarın doğruluğunu ortaya koyuyor bence. Dinleyici olarak katıldığım, Polonya ile ilgili bir oturumda, izleyicilerden biri panelistlere şu soruyu yöneltti: “Hep Varşova ve Krakov’dan bahsettiniz, ülkedeki diğer kentler ile ilgili de yorumunuzu alabilir miyim?” Panelistin, “Polonya’da bu iki kent dışında yatırım yapacak başka kent var mı?” şeklindeki cevabı, bana göre, hemen hemen her ülke için geçerli olan acı bir gerçek. Buradan çıkarılacak sonuç ise ülkenizde genel olarak yatırımı artırmak istiyorsanız, yeni kentlerinizi hazırlamalı ve sahneye sürmelisiniz…

    İstanbul, Ankara, Balıkesir, Antalya ve ötesi…

    Katılım açısından işte bu noktada bana göre bu yıl Türkiye doğru yola doğru bir hamle yaptı. Yıllardır ısrarla “ülke”yi merkeze alan yaklaşım yerine bu sene tercihin “kent”ten yana olması gelecek için doğru bir hareket noktası olacak diye umutlanıyorum. İTO önderliğinde hazırlanan son derece gösterişli İstanbul Çadırı, sanırım tüm MIPIM’in en çok ziyaretçi alan etkinlik alanlarından biri oldu. Türkiye’ye ayrılmış olan bölümde ise Balıkesir ve Ankara ile kendisini genel etkinlik alanında konumlandıran Antalya, Türkiye’nin yatırım çekebilecek, potansiyel kentlerinin de bulunduğunu gösterdi. MIPIM için doğru bir strateji olan “kent” ile katılım ve “ülke” konseptinin bir arada olmasının yanı sıra bu yıl malum sebeplerle katılım için ara veren, fuarın alışılageldik “şaşaalı” ülkesi Rusya’nın yokluğunda  türkiye, sahnede ışıl ışıl parladı desem yanlış olmaz sanırım.

    Bu noktada aklıma şu soru geliyor: Doğruları yapmaya başladıysak eğer, bu başlangıç beklenen yatırımcıyı, finansörü ve/veya geliştiriciyi ülkemize ne zaman çekecek? Görünen o ki hemen değil! Tabii ki doğru tanıtım çok önemli ama sadece tanıtımla iş bitmiyor maalesef. Tanıtımın yanı sıra, global ekonomi, trendler, iç ve dış politik ortam, ekonomik durum vb. pek çok başka faktörün de bir araya gelmesi gerekiyor. Bu yıl bence doğru tanıtımın ilk adımı atıldı. Şimdi ise bunun sürekliliğini sağlamak lazım. İhtişamlı başlangıcın arkasını, aynı kalitede projelerle, projeksiyonlarla, planlarla desteklemek şart. İlgi çekildikten sonra, dünya gayrimenkul pazarından doğru payı almak için hazırlıklı olmak lazım. Yapılan somut planları, ayakları yere basan ve demografik, ekonomik ve ekolojik altyapı ile desteklenmiş projeleri anlatabilmek; talep edilen her ne ise (geliştirme desteği, finansman, tasarım, teknik destek vb.) somut olarak ilgi duyup yaklaşan oyunculara sunabilmek, söyleyebilmek lazım.

    Eve dönerken yanımızda ne getirdik?

    “Her şey güzel hoş da bu yılki katılım bize ne kazandırdı?” sorusu tabii ki aslında bana göre en önemli soru. Bu soruyu belki de, “önümüzdeki yıllarda neler yapmalıyız?”, diye de geliştirmek gerekiyor. Kendi penceremden baktığımda ben şunları görüyorum:

    • Öncelikle gördük ki uluslararası yatırımcılar global kriz sonrası henüz ülkemize yatırım yapmak için hazır değiller. Bunda, kriz sonrası toparlanan İspanya, İrlanda, Portekiz ve Yunanistan gibi ülkelerin “çekici” fırsatlarının yanında, ülkemizin güney sınırlarının ötesinde yaşanan “belirsiz” ortamın da etkisi çok. Bu nedenle çok yakın gelecekte bir yatırımcı akımı beklemek doğru olmaz.
    • Öte yandan uluslararası oyuncular ya da küresel sermaye, planlarını artık daha sık aralıklarla gözden geçirdiği için ortaya çıkabilecek fırsatlardan yararlanabilmek için hep göz önünde olmak gerekiyor. Aslında göz önünde olmak da riskli. Göz önündeyseniz ayakları yere basan bir hikayenizin olması şart. Hazırlık yapmalısınız. Her zaman için söyleyecek sözünüz olmalı ve en önemlisi bu söyleyecekleriniz de “güncel” olmalı; basmakalıp, herkesin bildiği doğruları, gerçekleri sürekli söylüyor olmanın “tercih edilmek” için yeterli olmadığını anlamak ve geleceğe bu bakış açısı ile yön vermek gerek.
    • Bu yıl katılım için bence doğru konsept bulundu: İstanbul liderliğinde kentleri ön plana çıkaran bir katılım, bundan sonrası için de doğru yaklaşım olur.
    • Kentlerden bahsettiğimize göre, kentlerin en önemli kamusal temsilcisi olan belediyelerin, bu yıl olduğu gibi sonraki yıllarda da “etkin” katılım sağlaması son derece önemli. Kent yöneticisinin kentli paydaşları ile birlikte katılımı ve somut projeler, gelişmeler, planlar üzerinde samimiyetle bilgi paylaşması, tartışması MIPIM katılımcı profili için çok önemli.
    • Ana etkinlik alanındaki konferans ve söyleşilerde Türkiye’den daha fazla konuşmacı ile yer alabilmek (tartışma konusu Türkiye olmasa da…), ülke standlarında yapılacak sunum, panel ve söyleşilerden çok daha etkin olur diye düşünüyorum. Sunumlarda da tanıtım kısmını kısa tutup, izleyicilerle ilişkiyi azami seviyeye çıkaracak ortamı yaratmak çok önemli.
    • Bu tür fuarların ana amacının ilişki kurmak, mevcut ilişkileri devam ettirmek olduğu kadar, dünyada olup bitenleri kısa sürede izleyebilme, gelişen trendler hakkında üst düzey bilgilenme olanakları sunabilmek olduğunu da unutmamak lazım. Bu nedenle konferans ve söyleşilere katılım için vakit ayırmak; diğer ülke, şehir, firma standlarını ziyaret edip fikir edinmek ve katkı sağlamak, bir sonraki etkinlik için doğru planlamaları yapabilmek açısından ciddi katkı sağlayacaktır.
    • Ve son olarak da sanırım tüm katılımcıların ortak görüşü olarak MIPIM 2016 ve sonrası için ara vermeden döner dönmez çalışmaya devam etmek gerekiyor. Katılımda, konseptte, katılımcıda, anlatılanlarda süreklilik bu tür etkinliklerin en önemli unsuru ve başarının anahtarı. Düşünce platformunu “yıllık” olmanın ötesine topyekün taşımak gerek.