Cepheye çok yönlü bakmak

    Cephe, bir mülkün görünür ve dışarıyı karşılayan ilk kısmı olarak bir arayüz. Bu arayüz gayrimenkul sektörünün aktörleri için ne ifade ediyor ve her anlamda sürdürülebilir olması için nasıl ele alınmalı? Fotoğraflar: Nezih Bilgin

    cephe1

    Avcı Architects kurucusu Selçuk Avcı moderatörlüğünde “Cephede Kalite” ile ilgili toplantımızı Werner Sobek Türkiye Müdürü Yetkin Bentürk, Somfy Genel Müdürü Semih Görür, Anadolu Gayrimenkul Proje Yönetim Müdürü M. Uğur Yıldırım ve Aremas Gayrimenkul kurucusu Vedat Arslan’ın katkıları ile gerçekleştirdik. Cephe, bir mülkün görünür ve dışarıyı karşılayan ilk kısmı olarak bir arayüz. Bu arayüz gayrimenkul sektörünün aktörleri için ne ifade ediyor ve her anlamda sürdürülebilir olması için nasıl ele alınmalı? Bu sorular ve daha birçok sorunun cevaplarını katılımcılarımız ile birlikte aradık. Toplantıdan çıkan sonuca göre, farklı disiplinlerden kişiler ile tartışılan cephenin, Türkiye’de çok da dikkatle ele alınan bir konu olmadığını vurgulamakta fayda var.

    SELÇUK AVCI: Gayrimenkul Türkiye ile gerçekleştirdiğimiz son yuvarlak masa toplantımızın konusu “gayrimenkul sektöründe kalite” idi. Bu sefer daha spesifik olarak binaların cephe kalitesine odaklandık. O sıralar benim de aklımda olan ve devamlı yoluma çıkan bir meseleydi ve bugünü de bu konu etrafında kurgulamaya karar verdik. Konuyu tartışmaya açmadan önce sizi tanımak isterim. Yetkin Bey, evvela sizinle başlayalım.

    YETKİN BENTÜRK: Werner Sobek, Alman kökenli bir firma. Yaklaşık olarak 31 yıldır aktif. Ana ofislerimiz Stuttgart ve Frankfurt. Diğer ofislerimiz Londra, Moskova, İstanbul, Dubai, Buenos Aires ve New York. Yakın zamanda da Katar’da ofis açmayı düşünüyoruz. Bütün mühendislik alanlarına hitap ediyoruz. Bir proje aldığımız zaman baştan sona kadar planlayabiliyoruz. Cephe mühedisliği alanında da sadece basit bir cephe mühendisliği şirketi gibi değiliz, çünkü tüm disiplinleri içinde barındıran bir firmayız ve bütün disiplinlerin birbiri ile bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. Biz aynı zamanda mimarlık hizmeti de veriyoruz ve dolayısıyla her şeye geniş bir perspektiften bakabiliyoruz. Mimarın yaptığı tasarımı mümkün mertebe ellemeyip onun isteği ve arzusunu yerine getirmeye çalışıyoruz.

    SA: Werner Sobek, kendisi zaten mimar galiba değil mi?
    YB: Evet hem mimar hem de mühendis. Bizim çalışanlarımızın %90’a yakını hem mimar hem de mühendis. Ben de onlardan biriyim. Bunlara ek olarak ekonomi de okudum. İyi bir yönetici olmak için hepimizin bildiği gibi ekonomi konusunda da bilgiye sahip olmak gerekiyor.

    VEDAT ARSLAN: Aremas Gayrimenkul’ ün kurucusuyum. Şirketi kuralı 5,5 yıl oldu. Kurarken yola çıkış noktamız, büyük ölçekli projelere satış ve pazarlama hizmeti vermekti. Bugün de hala aynı yolda ilerliyoruz. Tabii zaman içinde ufak değişiklikler oluyor. Şu anda büyük ölçekli gayrimenkul projelerinde ofis kiralama, konut satış pazarlaması ve proje geliştirme konularında hizmet veren bir şirketiz. Bu kadar yılda yaklaşık 30 kişilik bir ekibe ulaştık. Şu anda aktif geliştirme danışmanlığı hizmeti verdiğimiz projelerin satılabilir alanı 1 milyon m2’nin üzerinde. Aktif olarak satış hizmeti verdiğimiz projelerin toplam satılabilir alan miktarı ise aşağı yukarı 500.000 m² civarında. Ofis konusunda hizmet vermeye başlayalı da yaklaşık 2 yıl oldu. Ofiste de şu anda 100.000 m²’nin üzerinde bir stoğa exclusive olarak kiralama hizmeti veriyoruz.

    UĞUR YILDIRIM: Anadolu Gayrimenkul firmasında proje yönetim müdürü olarak görev almaktayım. Anadolu Gayrimenkul, Anadolu Grubu’nun gayrimenkul yatırım firması olarak 2011 yılından itibaren faaliyet gösteriyor. Firmanın kuruluş amacı öncelikle grubun bünyesindeki önemli arsaları değerlendirmek olmakla birlikte aynı zamanda bu iş kolunu grubun önemli faaliyet alanlarından biri haline getirmek. İlk projemiz AND, Kozyatağı’nda A sınıfı bir ofis projesi oldu ve şu anda projeyi tamamlama aşamasındayız. Halihazırda üzerinde çalıştığımız ikinci projemiz ise Kartal’da, 1.300 civarı daireden oluşacak bir konut projesi olacak. Amacımız profesyonel iş yapma şeklimiz ile insanlara ve çevreye katkıda bulunarak sektörde farklı ve kalıcı bir yer edinebilmek.

    SEMIH GÖRÜR: Somfy Ev Otomasyonları Sistemleri Türkiye’nin genel müdürüyüm. Bizim firmamız Fransız menşeili olup, 100’den fazla ülkede kurmuş olduğu şirketler üzerinden faaliyet gösteriyor. Dünyadaki pazar payı yaklaşık olarak %80. Türkiye yapılanmamız; Türkiye, Azerbeycan, İran ve Türkmenistan pazarlarını yönetiyor. Aslında hemen hemen bu masa etrafındaki herkese temas eden bir iş yapıyoruz. Cephelerin performanslarının doğrama ve cam kombinasyonları yanında, hem dış hem de iç gölgelendirme ile birlikte ele alınması gerektiğini bildiğimizden cephe tasarımcıları ile yakınen çalışıyoruz. Aynı konu mimarlarımızı, yatırımcılarımızı ve üretilen konutların satışını yapan mercileri de aynı ölçüde ilgilendiriyor.

    SA: Beni hepiniz az çok tanıyorsunuz galiba. Herkesin katılımına tekrar teşekkür ederim.
    Genel olarak konunun potansiyel bağlantı noktalarını konuşmak istiyorum. Cephe derken birçok başlangıç noktası olabilir. Öncelikle bir arayüz olduğunu söyleyebiliriz. Onun bir açıdan teknik boyutları var. Dış hava şartları ile iç hava şartları arasında bir arayüz olma durumu var. Örneğin İstanbul’daki bir binanın cephesi 35 o C ile -15’e kadar sıcaklık değişimi ile mücadele etmeli. Bunun ötesinde cephe, aynı zaman
    da simgesel bir eleman. Bir mimar olarak cepheyi sadece bir yüzey olarak konuşmak bile bana biraz basit geliyor. Sadece bir yüzey değil zaman geçtikçe daha da kompleks formlar alabilen bir kütlenin yüzeyi diye düşünmeye başlayınca buna her açısı bağlanıyor.
    Türkiye’de bunun gelişimi ya da yorumlanması ile ilgili yetersizlik olduğunu hissediyorum. İslam kültüründe ruh ile beden anlayışı arasındaki büyük bir fark doğru-dan binalarımıza yansımış. Gördüğümüz gibi kamu binaları genel konut binalarından çok daha farklı bir kalitede türemiş. Tabii İstanbul’da Yunan, Ermeni, İtalyan, Fransız kültürünün getirdiği farklılıklar da var. Bunlar dışında dış cephe, (bilhassa bu devirden sonra, 1970-80’lerde) konut yapılarında çok basite indirgenmiş. Hatta kullanılan ahşap, tuğla, sıva gibi malzemeler ile de geçici düşünüldüklerini görmek mümkün. Ama kalıcı, ruhun yaşadığı camiiler, medreseler, çeşmeler taştan üretilmiş. Bugün etrafımızda gördüğümüz binaların sebebinin de bu olduğunu anlıyoruz. Bireyler buna yeterince önem vermiyordu ve istisnalar dışında hala da önem vermiyor. Ama tam bunun karşıtı olarak evin içine girdiğiniz anda, evin içi müthiş donanımlı, en kaliteli eşyaların olduğu bir mekan oluyordu. Bence bu tutarsızlık bilinçaltı bir şey ve hala devam ediyor. Bunun artık tartışılması gerekli. Bilincimizin bunun ötesine gitmesi şart.
    Şu anda gelişen bir ülke olarak çok kritik bir noktadayız. Doğrusunu isterseniz bu bilinç değişimi ve yönlendirme, yatırımcılar tarafından da desteklenmeli. Uğur Bey, siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    UY: Haklısınız, binaları tabii ki mimarlar tasarlıyor fakat yatırımcılar ihtiyaç ve beklentiler konusunda çalıştıkları mimarları ciddi anlamda yönlendirdikleri için aslında ortaya çıkan tasarımda da önemli ölçüde payları oluyor. Yatırımcıların buradaki rolü, tabii ki öncelikle kendi ticari beklentilerinin karşılanması, sonrasında ise tasarlanan binaların şehrin kimliğine ve dokusuna uygun olması ve insanların yaşam kalitelerine katkı sağlayacak binaların tasarlanması için tasarımcılara imkan vermek şeklinde olmalı. Bu konu yatırımcılar tarafından doğru algılanır ve önemsenir; mimarlara da bu şekilde ihtiyaç programı verilir ise onlar da uygulama konusunda sıkıntı çekmeyecektir diye düşünüyorum. Ancak, maalesef birçok Türk mimarın belli başlı kalıplara bağlı kalarak çalıştığını, tasarımı önemsemeyen yatırımcıların fazlasıyla etkisinde kalarak iş yapmaya çalıştıklarını düşünüyorum. Tabii yatırımcı davranışı olarak ele alındığında da tasarımcıyı tamamen etkisi altına alıp kendi bildiğini direten bir yapı var. Tasarımcılar yatırımcıların diretmelerine karşı koymadıkları veya koyamadıkları için sonuçta belki ticari beklentileri karşılayan fakat şehre ve dokuya, estetiğe hiçbir katkısı olmayan ürünler ortaya çıkıyor.

    YB: Ben Türkiye’de iyi mimarlar olduğunu düşünüyorum. Ancak ekonomi zaten birbirine bağlantılı olan bir durum. Siz lokal bir mimara o şansı verirseniz o da kendisini geliştirir. Bir ülkede zaten bir norm ve bu bilgi akışı olmazsa yurtdışına sürekli olarak bağımlı kalınır. Örneğin biz, Alman kökenli bir firmayız ve mümkün mertebe sadece Almanya’dan bilgiyi taşımaktan mutlu olmuyoruz. Üniversitelerde de bizim ürettiğimiz know how’ı ülkemize getirmek istiyoruz. Bir yabancı mimarı alıp da o daha verimlidir diye kullanmak doğru gelmiyor.

    SG: Bu ülkede ticari kaygılar bir çok konunun önüne geçiyor.

    SA: Bence bunun sadece ticari kaygılar yüzünden olduğunu söylemek meseleyi biraz basite indirgiyor. Ben o kanaatte değilim. Örneğin Anadolu Gayrimenkul bunun iyi bir örneği. Belli bir kalite standardının altına girmemek istediği için belli seçimler yaparak işe girişiyor.

    Devamı Gayrimenkul Türkiye Kasım-Aralık ’15 sayısında.