2016 yılında bizi neler bekliyor?

    Amerika Merkez Bankası'ndan (FED) beklenen parasal sıkılaştırmanın piyasalar ve ekonomiler açısından önemli bir dönüm noktası olması, ülke ekonomimizin ve sektörün 2016 yılında şekillenmesi anlamında belirleyici olacak.

    Gayrimenkul sektörü tabiatı itibariyle arz-talep dengesine dayanıyor. Ülkemizde yıllardır yaşanan hızlı nüfus artışı, kültürel değişimler sonucu bölünen aileler, kentleşme, gelir düzeylerinin artması ve yaşam standartlarının yükselmesi nedeniyle gayrimenkule olan talep sürekli bir artış gösteriyor. Arsa piyasası, yapı malzemesi, araç gereç, dayanıklı tüketim ve iş gücü piyasalarıyla olan bağlantıları nedeniyle gayrimenkul piyasası ve bu piyasanın önemli bir kısmını kapsayan konut, ülke ekonomisinin canlanması açısından da son derece önemli. 2015 yılı içerisinde inşaat sektörü büyüme oranı ile GSYİH büyüme oranları karşılaştırıldığında, 2015 yılı içerisinde inşaat sektörü büyüme hızının GSYİH büyüme hızının altında kaldığı gözlemlendi.

    TÜİK tarafından yayınlanan güven endeksleri 0-200 aralığında değer alabilmekte, endeksin 100’den büyük olması, sektörün mevcut ve gelecek döneme ilişkin iyimserliğini, 100’den küçük olması ise kötümserliğini gösteriyor. Tüketici güven endeksi verilerinde 2015 Ocak-Kasım arasında %14 oranında artış, inşaat sektörü güven endeksinde ise %4 oranında bir azalış tespit edildi.

    2015 yılı itibariyle gelinen nokta konut kredilerinin bankacılık kesimi açısından önem taşımaya devam ettiği yönünde. 2015 yılı açıklanan en son veri Ekim ayı çerçevesinde, bankacılık sektörü tarafından kullandırılan toplam konut kredisi hacmi 140 milyar TL’yi aşmış durumda ve buna karşılık takibe dönüşüm oranının %1’in altında oluşması kredi tarafında sağlıklı bir büyümeyi işaret ediyor. Diğer taraftan, 2015 yılında konut kredisi faiz oranlarının yıl içerisinde %0,90 ile %1,21 arasında değiştiği gözlemleniyor.

    2016 yılındaki konut kredi hacim beklentileri değerlendirildiğinde ise, REIDIN Veri Uzmanı Olgun Aydın’ın “Amerika Merkez Bankası’nın (FED) faiz artış sinyali” vermesi ile oluşabilecek zorlukların, Türkiye’nin dış finansmana olan bağlılığı göz önüne alındığında, Türkiye ekonomisinin de diğer Kırılgan 5’li ülke ekonomileri gibi olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz gözüküyor. Buna bağlı olarak, 2016 yılının ilk çeyreğinde sektörün durağan geçeceği, kredi artış hızının göreli olarak yavaşlayacağı ve beklentilerinin 2016’nın ilk çeyreğinde 3 milyar TL’lik kredi artışının oluşabileceği şeklindeki görüşlerinin öne çıktığını söylemek gerekir.

    2005-2015 arasındaki süreç incelendiğinde, BIST 100 Endeksi’nde risk getiri beklentisi yüksek olduğundan yıllar itibari ile getirideki değişkenliğin yüksek olduğu görülüyor. Benzer durum, Amerikan Doları ve Avro’da da karşımıza çıkıyor. Son dönemlerin popüler yatırım aracı Altın’da ise 2012 ve 2013 yılında kayıplar söz konusu oldu. Yatırımcılarına daha düzenli getiri sağlayan mevduat faiz oranlarının, 2000’li yıllarda Türkiye’deki ekonomik gelişmeler paralelinde faizlerin düşmesine bağlı olarak her yıl bir önceki yıla oranla daha düşük getiri sağladığı kaydedildi. Türk yatırımcıların, geleneksel yatırım aracı olarak ifade edebileceğimiz konut yatırımları ise özellikle uzun vadede diğer finansal yatırım araçlarına kıyasla her zaman iyi bir alternatif oldu. Konut fiyatlarındaki artışlar incelendiğinde son 4 yıllık dönemde enflasyon oranının 2 katı oranında bir artışın sağlandığı görülüyor, özellikle 2014 Kasım – 2015 Kasım döneminde ise konut fiyatları, enflasyonun 2 katından da fazla oranda artış gösterdiğini söylemek mümkün.

    Türkiye, özellikle 2001 finansal krizi oluşumunu takip eden yıllarda uyguladığı reformlar ve mali disiplin sayesinde, dünyanın 18. büyük ekonomisi olmuş durumda. Daha da önemlisi aynı dönemde global likidite bolluğunun ve ucuz finansman maliyetlerinin de etkisiyle ciddi miktarda dış kaynak sağlayan ve bunu özellikle de gayrimenkul piyasalarına yönlendiren bir ülke konumuna geldi. Ancak 2015 yılı sonrası sürece bakıldığında önemli risklerin de sektörel kararları etkileyeceğini söylemek mümkün. Bu doğrultuda FED’den beklenen parasal sıkılaştırmanın piyasalar ve ekonomiler açısından önemli bir dönüm noktası olması, ülke ekonomimizin ve sektörün 2016 yılında şekillenmesi anlamında belirleyici bir hal alacak.