Fedakarlık sırası sizde

    Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen tünelin sonunda hala ışık var. Ancak o ışığa ne kadar zamanda ve nasıl ulaşılacağı bu kez devletten çok, bizzat sektörün oyuncularının elinde.

    Son gelişmeler ışığında gayrimenkul hukuku alanında görüş ve beklentiler için tıklayın.

    Gayrimenkul Türkiye Dergisi editörlerinden Gökçe Hanım elinizdeki bu sayıda yayınlanmak üzere benden bir yazı talep ettiğinde geçen sene yine bu zamanlarda yayınlanan yazımı da bana e-posta yoluyla göndermişti. Her ne kadar editörümüz gayrimenkul sektörüne ilişkin öngörülerimden bahsetmemi ve özellikle hukuki yönden değerlendirmeler yapmamı istemiş ise de Türkiye’mizin ekonomik geleceğine ilişkin öngörülerde bulunurken ülkemizin demografik yapısı ve jeopolitik konumu nedeniyle siyasi gelişmelerden, bölgemizdeki olaylardan bağımsız bir öngörüde bulunmak gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır. Gerçekten de geçen sene yazdıklarımı hatırlamak için eski yazıma göz gezdirirken yazının bir kısmında ülkemizin sorunlarından bahsederken IŞİD, Suriye ve PKK sorunlarına atıflarda bulunduğumu gördüm. O günkü yazımdaki ifadeyle;

    “… Suriye, IŞİD, PKK, erken seçim gibi sorunlar da göz önünde bulundurulduğunda gerek ülke ekonomisi gerekse de gayrimenkul sektörüne ilişkin kesin tahmin ve öngörülerde bulunmak artık olsa olsa futbol maçları sonuçları üzerine bahis oynamak gibi olacaktır…”

    Aradan geçen bir yıllık süre sonunda o dönem bahsettiğim sorunlardan erken seçime ilişkin belirsizliği 1 Kasım seçimleri ile atlatmış olsak da bugün itibariyle geri kalan sorunlarımız üstüne başka sorunlar da katılmak suretiyle artarak devam ediyor gibi gözükmekte. Rusya ile yaşadığımız uçak krizi, Sayın Davutoğlu’nun başbakanlık görevinden istifası ve devamındaki siyasi gelişmeler ve artan terör olayları hemen aklıma gelen bazı diğer olaylar. Üstelik yaşadığımız ve devam eden bunca sorunun üstüne bir de 15 Temmuz darbe girişimi gibi, yalnızca toplumda değil devlet yapılanmasında da büyük travma yaratan vahim bir hadise yaşadık. Bu vesileyle darbe kalkışmasını engellemek adına tanklara ve silahlara kahramanca karşı duran şehitlerimize Allah’tan rahmet, geride kalanlarına sabırlar diliyorum. Milletçe hepimizin şehitlerimize ve gazilerimize en içten ve samimi bir teşekkürü borçlu olduğumuza tüm kalbimle inanıyorum.

    Yukarıda da izah etmeye çalıştığım üzere, nasıl turizm sektörüne ilişkin beklentilerinizi Rusya ile yaşadığımız uçak krizinden bağımsız değerlendiremezseniz gayrimenkul sektörüne ilişkin öngörülerinizi de ülkemizin ve bölgemizin içinde bulunduğu durumdan bağımsız değerlendiremezsiniz. Ben bu yazıyı yazmaya başladığım günün sabahında ordumuz Cerablus’taki IŞİD hedeflerine yönelik ‘Fırat Kalkanı’ operasyonuna başlamış ve hatta an itibariyle Cerablus’a girmişti.

    Peki ya bu yazının ana konusu yani gayrimenkul sektörünün geleceği? Açıkçası sektörün geleceğinin tüm bu saydığım gelişmelerin insanımızın -sektörel anlamda yatırımcının- psikolojisi üzerinde yarattığı etkinin derecesine ve sektörün bu psikolojiyi ne kadar doğru yönetebileceğine bağlı olduğu inancındayım.

    Sektörün bu süreci yönetimine dair ilk izlenimlerimin olumlu olduğunu söylemeliyim. Emlak Konut inisiyatifiyle başlayan düşük faizli kampanya sürecine GYODER’in katılımı bazı şirketlerin ise kendi iç düzenlerinde benzer kampanyalar yapmaları psikolojik olarak gerçekten bu kadar zor günlerden geçen ülkemizde gayrimenkul satışlarında bir hareketliliğe neden oldu. Meclisin hasar gören kısımlarını GYODER’in onaracak olması ise bir başka psikolojik açıdan olumlu etmen. “Sektör ülkesine ve milletine sahip çıkıyor.” Devamında Merkez Bankası’nın bir kere daha faiz indirimi kararını açıklaması, Sayın Cumhurbaşkanının bankalara faizlerini indirmeleri yönünde yaptığı çağrının karşılık bulması gayrimenkul sektöründe hep olumlu çıktı karşılığı olan girdiler.

    TÜİK’in açıkladığı 2016 Temmuz sonu konut satış verileri ise sektör açısından pek de iç açıcı rakamlar değil. Konut satışları bir önceki yıla göre %15,8 azalmış durumda. İpotekli konut satışlarında düşüş oranı ise %22,8. Bu noktada sektör açısından çarpıcı olduğuna inandığım bir istatistiği de paylaşmak istiyorum: Temmuz ayında yabancılara konut satışlarındaki düşüş oranı %48,5. Gerçi bu düşüşlerde Ramazan bayramı tatilinin Temmuz ayı içerisine denk gelmesi ve 15 Temmuz darbe kalkışmasının ciddi bir payı olduğu yadsınamaz ancak bu veriler 2016 yılının inişli çıkışlı performansıyla da nispeten örtüşen sonuçlar olarak değerlendirilebilir. Yazımın sonunda yer alan, TÜİK tarafından yayınlanan tablo incelendiğinde 2015 yılında bu aydan Aralık sonuna kadar artan bir satış grafiği görüyoruz. 2016 yılının geri kalanı için işte buna benzer bir grafik yakalamak sektörün ilk hedefi olmalı. Bunun başarılabilmenin de sektörün kendi elinde olduğunu düşünüyorum. Banka faiz oranlarına baktığımızda oranların 5-6 yıl öncesinde bile bulunması zor faiz oranlarına inmesi sektör açısından çok olumlu bir haber. Bu durum özellikle ilk kez ev sahibi olmak isteyenler için kaçırılmayacak bir fırsat niteliğinde. 2014 yılı ile 2015 yılı karşılaştırıldığına yapı ruhsatı başvurularında önemli bir düşüş gözlemlemiştik. Bu sene ise 2015 yılına göre %15’lere yakın bir artış görüyoruz. Yani ortada bir arz artışı var. Ancak arzı yapan sektör oyuncularının sektörün selameti için fedakarlık yapması gerektiğine inanıyorum. Gerçekten proje geliştirici şirketler karlarından fedakarlık ederlerse, yatırımcı yönünden iyileşen finansman imkanlarını fiyatlarına artış olarak yansıtmazlarsa sektörün yılın geri kalanında kendi beklentisinin dahi üstünde bir performans gösterebileceğine ve 2015 ile 2016 arasındaki oluşmuş makası dahi kapatabileceğine inanıyorum. Ağustos ayı ile sınırlı olarak başlayan kampanyaların da uzatılacağını düşünüyorum. Tüm bu kampanyaların etkilerinin sektöre yansımalarını Eylül ayı sonuna doğru öğreneceğiz ancak ben şahsen umudumu koruyorum.

    Mevcut koşullar altında yabancı yatırımcıların tekrar pazara dönmesi zaman alacaktır. İşte tam da bu noktada piyasa arzının ve finansman araçlarının dizaynı yerel alıcılara göre şekillendirilmelidir. Şu ana kadar piyasanın tökezlediği anlarda yabancı yatırımcılar devreye girmiş ve sektör açısından kaldıraç görevi görmüştü. Bugün ise proje geliştirici şirketlerin yüzlerini piyasanın esas oyuncusu yerli yatırımcıya daha çok çevirmesinin vaktidir.

    Özetle yaşanılan tüm olumsuzluklara rağmen tünelin sonunda hala ışık var. Ancak o ışığa ne kadar zamanda ve nasıl ulaşılacağı bu kez devletten çok bizzat sektörün oyuncularının elinde. Sektörü her zaman desteklemiş ve gayrimenkul sektörüne lokomotif sektörlerden biri gözüyle bakmış Hükümet desteğine zaten devam edecektir. Piyasada bazı büyük marka proje geliştirme şirketlerinin çalışanlarına maaş dahi ödeyemediğini duyduğumuz bir ortamda bence artık gerçekten fedakarlık yapma sırası arz yapan şirketlerde. İnsanımız bunu fazlasıyla hakkettiğini 15 Temmuz’da zaten gösterdi. Gerisi size kalmış…