Dönüşen ofislere bütüncül bakış

    Kurumsal iç mekan tasarımları yapan Bakırküre Mimarlık'ın kurucusu Gürhan Bakırküre ile verdikleri hizmetin bu değişime nasıl ayak uydurduğunu konuştuk. Fotoğraflar: Gürkan Akay

    ING Bank Türkiye Genel Müdürlüğü, Bakırküre Mimarlık

    Günümüz iş kültüründe teknolojik gelişmelerin başını çektiği bir dönüşüm yaşanıyor. Buna bağlı olarak ofis mekanlarının kullanım biçimi ve ihtiyaçları da baş döndürücü bir hızla değişiyor. Kurumsal iç mekan tasarımları yapan Bakırküre Mimarlık’ın kurucusu Gürhan Bakırküre ile verdikleri hizmetin bu değişime nasıl ayak uydurduğunu konuştuk.

    KUYAŞ ÖRS: Anladığım kadarıyla yalnızca ofis iç mekanı tasarımı yapmıyorsunuz, iç mekanla ilgili başka hizmetler de veriyorsunuz.
    GÜRHAN BAKIRKÜRE: Çalışma kültürü çözümlerini içeren ve özellikle ofis alanında mekanlarla ilgili bütüncül bir çözüm paketi ürettiğimizi söyleyebilirim. Buradaki amacımız, işin en başından en sonuna kadar bir bütün olarak hizmet vermek ve bu hizmetleri bir uzmanlık çerçevesi içerisinde sunmak. Bunu sağlamak için, süreç içerisinde ihtiyaç duyulabilecek tüm danışmanları bir araya getirerek ve analizler yaparak bir yol haritası çiziyoruz. Bu bağlamda her firmanın çalışma biçimlerine özgü çözümler üretmeye çalışıyoruz. Verdiğimiz hizmet sadece mimari değil, bütüncül bir hizmet. Örneğin son gerçekleştirdiğimiz projelerden biri olan Deloitte Turkey’de acil bir taşınma ihtiyacı söz konusuydu; dolayısıyla çalışmalarımız, yer bulma aşamasından başladı. Firmaların doğru lokasyonda olması kuşkusuz en önemli kararlardan biri. Öncelikle ulaşımdan tutun da rakiplerin lokasyonuna kadar çok farklı analizler yapıyoruz. Binaya geldiğimizde bu analizlerin sayısı artıyor: Birim fiyat maliyetine bakıyoruz, verimlilik değerlendirmesi yapıyoruz. Mekanda çekirdeğin kapladığı alana ve çekirdeğin sağladığı imkanlara bakıyoruz. Mesela bir binada 1,000 m² alana 100 kişi sığdırırken bir başkasında 80 kişi sığdırıyorsunuz. Kağıt üzerinde birinin kira maliyeti daha düşük olabilir, ancak verimlilik üzerinden baktığınızda işler değişebiliyor. Bunun yanında elektrik, mekanik gibi altyapı teknik analizlerimiz de var. Örneğin Deloitte’ta taşınmayı düşündükleri dört ayrı alternatif lokasyon vardı, bizim analizlerimiz doğrultusunda içlerinden birine karar kılındı; Maslak No 1 Plaza.
    Yere karar verdikten sonra sondan başa gelerek taşınmadan geriye planlamaya başlıyoruz. Ama bu arada tasarım aşamasına geçmeden önce bir takım workshop’lar gerçekleştiriyoruz. Grupların büyüklükleri firmanın ölçeğine göre 25 ila 40 kişi arasında değişiyor. Farklı departmanlardan katılımcılar oluyor. Amacımız çalışanları işin içine katarak ofisteki yaşantılarına ilişkin geri beslenim almak; mevcut mekanlarında nelerden şikayetçiler, neleri aynen korumak ve yeni mekanlarına taşımak istiyorlar. Bir günlük bu etkinlik 4-5 kişilik gruplar halinde yapılıyor, günün sonunda da kendi çektikleri fotoğraflardan oluşan bir pafta hazırlıyorlar. Sonra da bunu bizlerle ve diğer gruplarla paylaşıyorlar. En son olarak da “Yeni yeriniz açıldığı gün firma derginizin kapağına neyi koymak isterdiniz?” sorusuna yanıt olarak kendileri için en öne çıkan konuyu gündeme getiriyorlar. Tabii bu çalışmaya eşlik eden yaklaşık 30 soruluk bir de anketimiz var. Bu anketten de çeşitli rakamsal veriler elde ediyoruz.

    KÖ: Bunu yaparken bir taraftan da firma çalışanlarını ve yahut mekan kullanıcılarını yaşadıkları yere ilişkin düşünmeye, bir anlamda tasarıma odaklanmaya yönlendirmiş oluyorsunuz. Bu çok sık rastladığımız bir uygulama değil. Peki, sonraki aşamalarda da kullanıcıyla olan bu diyalog devam ediyor mu?
    GB: Bu workshop’ları şimdiye kadar çalıştığımız Roche, Arçelik, British Tobacco, ING Bank, Deloitte gibi firmalarda gerçekleştirdiğimizde çok olumlu tepkiler aldığımızı söyleyebilirim. Sonraki süreç iki aşamadan oluşuyor. Öncelikle bu etkinlikte elde ettiğimiz veriler firmanın üst yönetimiyle -duruma göre genel müdür, firma sahibi, ilgili genel müdür yardımcısı, insan kaynakları yöneticisi vs- tüm diğer analizlerle birlikte paylaşılıyor. Daha sonra da yapılan tasarım paftalar asılarak ilgili kişilerin görüşüne sunuluyor. Tabii firmanın büyüklüğüne göre bu kişilerin sayısı değişiyor.

    Deloitte Genel Müdürlüğü, Bakırküre Mimarlık
    Deloitte Genel Müdürlüğü, Bakırküre Mimarlık

    KÖ: Bu aşamada kullanıcıdan gelen veriler kadar günümüz ofis hayatında yaşanan yenilikler de tasarımı etkiliyor olmalı.
    GB: Bu veriler toplanırken bir taraftan da firmaların nasıl organize olduğu, departmanların nasıl çalıştığı vs gibi bilgileri de çalışıyoruz. Mesela Deloitte’a bakarsak, denetim yapan bir firma olduğu için büyük ölçüde müşteride olan bir ekipleri var. Dolayısıyla çalışanların önemli bir kısmı asıl işlerini ofis dışında yapıyor. Ofiste sadece araştırma, raporlama gibi işlerini yapıyorlar. Deloitte’ta toplam 1.200 kişi çalışıyor. Tabii bunların idari personel, muhasebe, insan kaynakları gibi bir kısmı hep ofiste bulunuyor. Müşteriyle temas eden çalışanların ofis kullanım oranları üzerine yaptığımız analizlerden elde ettiğimiz sonuçlara bakarak, onlara bir “paylaşımlı masa” sistemi önerdik. Bu verimlilik anlamında çok cazip; çünkü siz 1.200 kişilik bir kadroyu 700-750 kişilik bir ofiste çalıştırabiliyorsunuz, 10.000 m² kiralayacağınıza 7.000 m2 kiralıyorsunuz. İlk yatırım maliyetlerine, işletme giderlerine vs baktığınızda çok ciddi bir tasarruf elde edilmiş oluyor. Deloitte’ta çok ciddi bir paylaşımlı masa alanı var, ING Bank Türkiye Genel Müdürlüğü’nde de satış ve pazarlama departmanı böyle.

    KÖ: Çalışanlar bu konuda ne düşünüyor? Çünkü genel eğilim herkesin kendine ait bir masasının, sandalyesinin olması değil mi?
    GB: Bizim “mutlu ofisler” diye bir sloganımız var; bu anlamda çalışanların mutlu olmasını firmaların verimliliği açısından da çok önemsiyoruz. Ben bunu şöyle açıklıyorum: Bir masan varken ofiste tek bir yere sahipsin, diğer masaların her birinin bir sahibi var, hiçbir yer sana ait değil; oysa paylaşımlı ofislerde istediğin yerde, her masada çalışabiliyorsun, yani bir anlamda tüm ofis sana ait. Başka türlü bir özgürleştirici etkisi var. Malum artık her şeyimiz dizüstünde, iPad’de, bulut’ta, bu durum bize her yerde çalışma özgürlüğü sunuyor.

    ING Bank Türkiye Genel Müdürlüğü, Bakırküre Mimarlık
    ING Bank Türkiye Genel Müdürlüğü, Bakırküre Mimarlık

    KÖ: Yeni aidiyet olgusu bu diyebiliriz aslında. Sistem dijitalleştikçe nesnelere olan bağımız azalıyor. Şirketler için sunduğu avantajlar ortada, ama yine bu sistemi kurmakta zorluk yaşadığınız oluyor mu?
    GB: Çalıştıklarımız firmalar genellikle bu alandaki gelişmeleri yakından takip eden, büyük firmalar. Biz bunları anlatınca, tam da istediğimiz bu, diyorlar. Ama en başta bir çekinceleri olmuyor değil; çünkü yeni bir şey sonuçta. İçlerinde, büyük bir grubun bünyesinde olan, en konservatiflerden biri sayılabilecek olanı bile, şimdi bu düzene geçiyor. Mevcut durumda bütün yöneticiler cam kenarında kendi ofislerinde, çalışanlar ise doğru düzgün ışık almayan orta alanda. En zoru, odalarından olan bu alt yönetici kadroyu ikna etmek. Orada bile bunu başardık. Tabii bu konuda üst yönetimin kararlılığı da çok önemli. Ama bunu doğru sunmak, altyapısını hazırlamak da bir o kadar önemli. Beraber çalıştığımız bir kurumsal iletişim firması var, Federation. Daha taşınmadan, onlarla birlikte ürettiğimiz bazı videolarla, oyunlarla vs insanları yeni sisteme alıştırıyoruz. Şöyle düşünün şu anda Deloitte’ta CEO bile, -ve diğer yöneticiler- 9 m² odalarda oturuyor. Ve bildiğim kadarıyla Deloitte Turkey’nin buna ilişkin bir hedefi de var; 2020 yılından itibaren yöneticilerine kendilerine ait oda vermeyecek; onlar da 9 m²’lik odaları, aynı paylaşımlı masa mantığında ortak kullanıyor olacak.

    KÖ: Burada mimari açıdan ilginç olan noktalardan biri de tasarım mevzusunun mimarın tercihlerinden, keyfiyetinden ya da egosundan değil de bilgiye dayanan bütüncül bir yapının alt parçası haline gelmesi. Bu durum müşteriyi ikna açısından da daha etkili olsa gerek.
    GB: Biz müşteriyle neredeyse hiç tasarım konuşmuyoruz, doğrudan yapıp önüne koyuyoruz. Elimizde o kadar ciddi veri var ki hiç müdahale etmiyorlar. Mimarlığın hep problematiği olarak yorumlanan, brüt beton kullanmayı, tavanları tamamen açıkta bırakmayı öyle firmalara kabul ettirdik ki… Çünkü tartışılması gereken çok daha elzem konular var. Orada sadece sınırlarına riayet gösterdiğimiz bütçe konusu var. Onu da gerektiğinde, burada bu malzeme yerine şurada şu malzeme kullanalım diyerek, karşılıklı tavizlerle çözüyoruz.

    KÖ: Bu söylediklerinizi düşününce ofislerde yaşanan dönüşüme eşlik eden çok ciddi bir teknolojik ilerleme söz konusu. Kaldı ki sizin verdiğiniz hizmetin vazgeçilmez unsurlarından biri teknik altyapı. Dolayısıyla tipik bir mimarlık firmasında pek rastlanmayacak uzmanlıktan kişilerle çalışıyor olmalısınız.
    GB: Bir farklılığımız da orada aslında. BIGG’de elektrik, mekanik mühendisler, IT uzmanları, süreç yönetimi gibi konularda uzmanlaşmış proje yöneticileri var; tasarımı tamamen Bakırküre Mimarlık’ta çözüyoruz. Toplamda 80 kişilik bir ekibiz. Kaldı ki çalıştığımız bütün firmaların, örneğin IT departmanları gibi kendi uzmanları bulunuyor, onlarla da yakın işbirliği içinde oluyoruz. Öte yandan bazı özel uzmanlıkları, örneğin grafik tasarımı dışarıdan başka bir firmayla birlikte çözüyoruz.

    KÖ: Bir taraftan da bu sayede birçok şey de öğreniyorsunuz, değil mi? Bu özellikle çokça danışmanla çalışılması gereken büyük ölçekli projelerde sık sık gündeme geliyor.
    GB: Ben 80’lerde bu mesleğe ilk başladığımda her şeyi mimar bilirdi, her şeye o karar verirdi. Şunu kabul etmek gerekir ki, çağ değişti. Artık bilgi girdisi o kadar çok ki, her şeye hakim olmanız bugün mümkün değil. Tasarlayacağınız bina tipine göre değişen, AVM’lerden hastanelere bambaşka uzmanlık alanları ortaya çıktı. Dolayısıyla mimarlar da, bu uzmanlıkları işbirliği çatısı altında bir araya getiren orkestra şefleri haline geldi. Bunun yanında mimarın fonksiyonel tasarımı, iyi tasarımı arayan tasarımcı kimliği de yadsınamaz.

    KÖ: Kendi tasarım anlayışınızı nasıl tariflersiniz?
    GB: Her şeyden önce günümüze ait, çağdaş bir tasarım anlayışımız var. Fonksiyonel ve sade işler üretmeye gayret ediyoruz. Söz konusu olan işin doğasından, gerekliliklerinden ortaya çıkan tasarımlar yapmaya çalışıyoruz. Çalıştığımız firmaların kurumsal yapıları, kimliklerinin yanında doğal koşullar, coğrafya koşullarını dikkate alıyoruz. Şeytan ayrıntıda gizli derler, aslında detay tüm projeyi oluşturuyor denebilir; yaptığınız proje binlerce detaydan oluşuyor, hepsi bir bütünün parçaları. Onun için de çok detaylı çalışıyoruz. Bizim için projelerin olmazsa olmazı; detay.

    KÖ: Çalıştığınız mekanlara ilişkin altyapı bilgisini nereden elde ediyorsunuz?
    GB: Biz genelde “kabuk ve çekirdek” (shell and core) üzerinden çalışıyoruz. Dolayısıyla buna ilişkin bilgilere ihtiyaç duyuyoruz, onu da bize bina yönetimi sağlıyor. Her ciddi binanın, mimarı tarafından hazırlanmış bir kullanma kılavuzu oluyor, ona göre çalışıyoruz. Dolayısıyla iyi mimarlarca tasarlanmış binalarda daha zevkle çalıştığımızı söyleyebilirim.

    Ggurhan-bakirkure01-1ürhan Bakırküre, Mimar, Bakırküre Mimarlık
    1989 yılından beri mesleki hayatını sürdüren; ulusal ve Rusya, Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, İtalya gibi ülkelerdeki uluslararası projeleri, çeşitli mimari proje yarışmalarından ödülleri ile sergilenmiş işleri bulunan Gürhan Bakırküre, panel ve konferanslar gibi çeşitli etkinliklerde konuşmacı olarak yer almakta ve mimari proje yarışmalarında jüri üyeliği yapmaktadır. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde 2013 yılına kadar öğretim görevlisi olarak Mimari Proje dersleri vermiştir.