“Enerji altyapınızı entegre edebilirseniz yeşil enerjiyi kente getirebilirisiniz.”

    Arup Birleşik Krallık, Orta Doğu ve Afrika Bölgeleri Yönetim Kurulu Üyesi Ian Gardner ile enerji ve kent etkileşimine dair konuştuk.

    Kendall Square EcoDistrict, Arup

    Arup, enerji ve kent etkileşimine dair birikimi ile Dünya Enerji Konseyinin 9-13 Ekim’deki Dünya Enerji Kongresinde sunduğu “Enerji Senaryoları” başlıklı rapora katkıda bulundu. Etkinlik için İstanbul’a gelen Ian Gardner ile raporu konuştuk.

    KUYAŞ ÖRS: Bu rapor nasıl gündeme geldi?
    IAN GARDNER: Dünya Enerji Konseyi (World Energy Council) enerjinin nasıl kullanıldığını, dünyadaki önemli enerji trendlerinin nereye gittiğini takip ediyor. Bu anlamda son iki yılın öne çıkan başlıklarından biri “Enerji Senaryoları”; enerji kullanımına ilişkin yeni fırsatların neler olduğu, bunların gerçekte ne kadar hayata geçebilir olduğuyla ilgili. Konsey bu senaryolara nitelikli katkı arayışındaydı. Biz Arup olarak enerjiyle kentler arasındaki etkileşim konusunda bilgili olduğumuzu söyledik, çünkü binalar, ulaşım, su üzerine yıllardır çalışıyoruz. Rapor da bu bağlamda, Konsey tarafından İstanbul’da düzenlenmekte olan (9-13 Ekim) 23. Dünya Enerji Kongresi’nde sunulmak üzere hazırlandı. Burada lanse edilecek Enerji Senaryoları arasında biz de yerimizi aldık.

    KÖ: Kimler bu rapora katkıda bulundu? Malum enerji meselesi aslında kent üzerine çalışan herkesin -mesela mimarlar, kent plancıları gibi profesyonellerin- çok da hakim oldukları bir konu değil.
    IG: Haklısınız, örnek vermek gerekirse Arup’taki ulaşım uzmanlarının, kentlerdeki tüm araçların elektrikli olması gibi bir öngörüleri olabilir. Ancak tabii öncelikle enerji altyapısının bunu kaldıracak güçte olması gerekir. Ya da biri çıkıp tüm binalardaki ısıtma ve yemek pişirme ihtiyacının elektrikle sağlanması gerektiğini savunabilir. Mesela şu anda İngiltere kentlerindeki enerji kullanım oranlarına bakarsak: üç birim enerji evlerdeki ısıtma ve yemek yapmaya, iki birim -toplu taşıma da dahil olmak üzere- ulaşıma, bir birim de aydınlatma ve diğer elektrik kullanımına harcanıyor. Örneğin ulaşımı tamamen elektrikle çözeceğiz demek bir birim olan elektrik payını üçe çıkarmak demek. Isıtmayı da eklemek ise bambaşka bir iş. Buradaki toplam altı birimin şu anda çok büyük bir kısmı petrol kaynaklı yakıtlardan geliyor. Yani bugün için bunun tümünü elektrikle çözelim dememiz olanaksız.
    Dünyayı yenilenebilir enerjiyle beslemek çok güzel olurdu, ama önce bunu insanlara ulaştırmak gerekiyor. Tam bu noktada artan bir biçimde “enerji vektörleri”nden bahsediyoruz: Yani enerjiyi üretildiği rüzgar çiftliğinden, güneş panellerinden ya da hidroelektrik santralden alıp kullanıcıya nasıl ulaştırdığımız, başka bir deyişle altyapımız.
    Dolayısıyla bir taraftan ulaşım plancılarla enerji ihtiyacını diğer taraftan şehir plancılarla kent yaşamının kalitesini konuşuyoruz.
    Aslında entegre bir enerji planlamasından bahsediyoruz. Eğer enerji altyapınızı entegre edebilirseniz yeşil enerjiyi kente getirebilirisiniz, yeşil alanları arttırabilirsiniz. Entegre edemezseniz kentiniz gittikçe daha çok ısınan bir tavaya benzer; bu sefer de yaşayanlar kendi yaşam alanlarını soğutmak için daha çok enerji tüketmeye başlar. Bunu bir çeşit kısır döngü gibi düşünebilirsiniz: Mikro klima problemleri veya kirlilik gibi fazla enerji tüketmekten kaynaklı sorunları çözmek için daha çok enerji harcamak zorunda kalırsınız. Bu döngüyü bir noktasında kırmak zorundayız. İşte tam da bunu yapabilmek için mimarların, kent plancıların, ulaşım plancıların ve enerji plancıların bir arada çalışması şart.
    Dünya kentlerinin belediye başkanları artık şunun farkına vardı; bazı küresel konularda harekete geçtiklerinde merkezi hükümetlerden daha çok etkileri olabiliyor. Merkezi hükümetler doğru sözü söylemek derdiyle uğraşırken yerel hükümetler çoktan yapılacakları yapmış olabiliyor.

    KÖ: Rapora baktığımızda elektrik enerjisinin her şeyin merkezinde yer aldığını görüyoruz. Sizce geleceğin sürdürülebilir kentlerinin temel ortak noktası bu anladığım kadarıyla.
    IG: Evet, elektrik diğer enerji türlerinin çevrilmesi ve aktarılması için merkezde. Öte yandan ne olursa olsun bugün kentlerin çok fazla enerjiye ihtiyacı var. Ve bunun tamamen elektrik altyapısıyla karşılanması mümkün değil. Kentlerdeki tüm altyapıyı buna göre yeniden inşa etmek çok büyük maliyetlere yol açacaktır. Bunun içindir ki raporun bir bölümü hidrojen ekonomisine ayrılmış durumda. Çünkü Arup olarak hidrojenin temiz bir enerji kaynağı olarak şimdiki fosil yakıtlarına alternatif olarak araçlarda ve binalara giden doğalgaz şebekesinde kullanılmasını öngörüyoruz. Örneğin Almanya şu anda bu yönde ciddi gelişme kaydediyor.

    KÖ: Biz Türkiye’de hidrojenden bu anlamda bahsedildiğini pek duymuyoruz.
    IG: Mesele şu aslında: Siz gereken enerjiyi şehrin ta merkezine kadar ulaştırmak ve bunu da mümkün olduğunca temiz bir biçimde yapmak durumundasınız. Elektrik bunun için en uygun enerji türü, ancak halihazır altyapısı yetersiz. Başka bir mesele de elektrik enerjisinin depolanmaya çok da müsait olmayışı. Örneğin güneş panelleri artık maliyet açısından gayet verimli hale geldi, ancak enerji ihtiyacı en çok güneş gittiğinde ortaya çıkıyor. Aynı problemi rüzgar için de başka bir biçimde ortaya koyabiliriz, rüzgar azaldığında ne yapacaksınız? Şimdi Almanya -ve başka bazı ülkelerde- enerjinin ihtiyacın üzerinde olduğu zamanlarda onu hidrojene çevirmek gibi bir yöntem kullanılmaya başladı. Dolayısıyla enerji açığı ortaya çıktığı saatlerde bu hidrojen kullanılıyor.
    Biz bu raporda aynı zamanda enerji yönetiminin farklı modelleri üzerinde de çalıştık. Ve bunu beş ana başlık altında topladık:

    • ‘Transaktif’ Enerji; tüm elektrik altyapısı üzerinde arz ve talep arasındaki dinamik dengeyi bir dizi ekonomik kontrol mekanizmasıyla yürüten sistem. Belediye Başkanları ve Kentsel Etki Ağları; yerel yönetim yöneticilerinin birbiriyle etkileşim halinde olması ve iyi uygulamaların paylaşılmasını konu ediyor. Dünya çapında baktığınızda farklı kentlerin farklı problem setleri var: Kuzey yarımkürede en büyük sorunlarımızdan biri ısınma ve enerji tasarrufu iken, örneğin Afrika’da problem hiçbir altyapının bulunmayışı.
    • Entegre Enerji Planlaması; şehirdeki farklı enerji kullanımlarının farklı enerji kaynaklarıyla nasıl en verimli biçimde entegre edilebileceğinden bahsediyor.
    • Hidrojen Ekonomisi; özellikle alternatif enerji kaynaklarından elde edilen enerjinin hidrojen kullanarak depolanması ve gerektiğinde kentsel kullanım için devreye alınması fikrini tartışıyor.
    • Enerji Finansmanı; her zaman olduğu gibi gerçekleştirilmesi öngörülen projelerin nasıl sürdürülebilir bir anlayışla finanse edileceğini sorguluyor. Raporda farklı kentlerde bahsi geçen enerji kullanım arayışlarının finansmanıyla ilgili yaratıcı uygulamaları gündeme getiriyoruz. Kanada’dan Güney Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyadan örnekler tartışıyoruz.

    KÖ: Bu raporla tam olarak kimlere ulaşmaya çalışıyorsunuz? Örneğin Türkiye’deki yerel yönetimlerle herhangi bir temasınız oldu mu?
    IG: Türkiye’deki karar vericilerle bir araya gelmeyi çok isteriz. Örneğin İstanbul yöneticileriyle ulaşım stratejileriyle, atık yönetimleriyle enerji politikalarını nasıl ilişkilendirdiklerini konuşmak isteriz.

    KÖ: Enerji deyince genelde aklımıza çok önemli stratejik kararlar, büyük altyapı projeleri, büyük paraların döndüğü küresel bir oyun geliyor. Bir taraftan da herkes bu oyunun bir parçası, çünkü gündelik hayatında sürekli olarak enerji tüketiyor. Ben bu iki dünya arasındaki ilişkiyi kurmakta zorlanıyorum.
    IG: Evet, raporda değinilen konulardan biri de söz konusu enerji uygulamalarının halk tarafından bilinmesi ve kent hayatına etkilerinin kamuoyunun gündemine gelmesi. Yoksa bunların hayata geçmesi mümkün değil. Dolayısıyla en önemli konulardan biri yerel yönetimlerin enerji kullanımına ilişkin bir tartışmayı sürekli olarak şehrin gündeminde olmasını sağlamak. İnsanların gündelik olarak hangi enerjiyi nasıl kullandıkları ve bunun hangi yöntemlerle daha verimli hale getirilebileceğine dair fikirleri olmalı. İşte biz buna Transaktif Enerji Modeli diyoruz. Günümüzde bu durumu önemseyen belediyeler bu etkin ağları harekete geçirerek yönetim, geliştiriciler ve halkı konu etrafında bir araya getiriyor.
    Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin ciddi bir enerji ihtiyacı doğacağını biliyoruz. Bunun ciddi bir kısmı hidroelektrikten sağlanıyor ki bir miktar daha artacak gibi anlıyorum. Üzerine nükleer eklenecek. Ve bunlar süreklilik arz eden, baz oluşturucu enerji türleri. Mesele bunlara ek olarak devreye girecek alternatif enerji kaynaklarının yurtdışından almak zorunda olduğunuz fosil enerjilere olan bağımlılığınızı ne kadar azaltabileceği. Bir taraftan da görece ucuz olduğu için yeni kömür rezervlerini kullanıma alıyorsunuz; ama tabii bu çevre açısından pek iyi değil.

    KÖ: Bugünkü konjonktürde Türkiye’de konuşulan yegane konu maliyetler maalesef. Umarım gün gelir de çevreye olan etkiler de dikkate alınmaya başlanır.
    IG: Görebildiğim kadarıyla çok büyük gayrimenkul projeleri hayata geçiriliyor. Bunların enerji etkin toplu taşımayla ulaşılır olması mutlaka gündeme geliyordur diye düşünüyorum. Dolayısıyla gayrimenkul sektörü bu anlamda stratejik olarak kentte olan biteni yakından takip ediyordur. Örneğin İngiltere’de Leeds’de toplu konut projelerinin kendi enerjilerini üretmeleri ve kendi gridlerini kurmalarıyla ilgili bir projede beraber çalışıyoruz. Tabii bunların belli bir büyüklüğün üzerinde olmasi gerekiyor. Bazen bu çalışmalara üniversiteler, hastaneler gibi kurumsal yapılar da dahil oluyor. Bu ağa dahil olduklarında ana enerji şebekesinden aldıkları enerji minimize oluyor. Nitekim Londra’da en büyük üniversite kampüslerinden birine sahip olan Imperial College’ın yenilenmesi, yeniden geliştirilmesi projesinde yer alıyoruz. Orada projenin çevredeki konutları, otelleri de içine alan bir stratejik planlama söz konusu. Tabii hepsi daha büyük ölçekte Londra enerji ve ulaşım planının da içine entegre oluyor. Bir başka örnek de Münih’te kurulmuş olan belediye enerji şirketi. Bu kurum şehirde kullanılmakta olan tüm enerjiyi kontrol ediyor. Belediye de bu şirketi hedefleri olan yeşil şehir olma yolunda çok hızlı adımlar atmak için kullanıyor. Aynı zamanda şehirdeki geliştiricilerle, ulaşım firmalarıyla, enerji firmalarıyla sürekli diyalog halinde olup bu gidişata ilişkin bir koordinasyon sağlamaya da çalışıyor. Bu da herkesin dahil olduğu bir entegre düşünme biçimi ortaya çıkarıyor.

    KÖ: Bir de işin ölçek tarafı yok mu? Mesela İstanbul’u konuştuğumuzda yönetilmesi gereken çok büyük bir enerji tüketiminden ve elden geçirilmesi gereken dev bir enerji altyapısından bahsediyoruz. Oysa böyle bir stratejiyi hayata geçirmekte çok daha hızlı hareket edebilecek ve meselelere çok daha açık olduğunu bildiğimiz Seferihisar gibi daha küçük ölçekli yerleşimler geliyor akla.
    IG: Evet, Seferihisar bu tür bir yaklaşıma yakın. Benim de aklıma Kopenhag geliyor mesela. İstanbul’la karşılaştırılmayacak bir nüfusa sahip, yeşil kent olma yolunda ilerliyor. Ya da New York’ta aynı tesisi paylaşmak yoluyla tasarruf sağlayan binalara ilişkin bir projemiz vardı. Bu mesele çok farklı ölçeklerde işbirlikleriyle ele alınması gereken bir konu.