Y kuşağına otel tasarlamak

    Turizm sektörünün köklü isimlerinden Dedeman yeni bir marka lanse ediyor. Y kuşağına hitap etmeyi hedefleyen Smart by Dedeman'ı İş Geliştime Direktörü Bilge Turcan ve Renovasyon ve Tasarım Müdürü Nevim Ay ile konuştuk.

    KUYAŞ ÖRS: Geçtiğimiz haftalarda lanse etmiş olduğunuz bir konsept var. Otelcilikte yeni bir konsept nasıl ortaya çıkıyor? Süreçle ilgili bilgi verebilir misiniz?
    BİLGE TURCAN: Dünyada genel olarak bir dönüşüm var. Her bölge, her ülke farklı zamanlarda bu dönüşümü hissediyor ve buna bağlı çözümler üretiyor. Son dönemde sadece gayrimenkul sektöründe değil tüm tüketim ürünlerinde yeni kuşakla birlikte kullanım alışkanlıklarının değiştiğini gözlemliyoruz. Bu durum otelcilik için de geçerli; şu anda bizim Dedeman Grubu’nda müşterilerimizin %40’ını 30 yaş altı genç profesyoneller oluşturuyor. Bunlar Y kuşağı dediğimiz milenyum çocukları. Kendi içlerinde homojen bir grup olmasa da, genel olarak baktığınız zaman geleneksel iş yapma biçimlerinden farklı davranıyorlar. Bir kere teknolojiyle büyümüş ve onu çok kullanan bir kuşak bu. Sosyalleşmeleri önceki kuşaklardan çok farklı; iş ve özel hayatları ayrışmış, bunlara ilişkin farklı kimlikleri olan bizlere göre, Y kuşağı kendi kimliklerini yansıtabilecekleri iş ortamlarını, çalışma biçimlerini talep ediyor. Para onlar için önemli, ama ev ya da araba almak için değil, hayallerini gerçekleştirmek için gerekli. Emekli olduklarında ne yapacakları gibi bir dertleri yok. Lüks otellerde konaklamam şart değil, gerekirse çadır kurarım, trende kalırım, diyorlar. Ucuz havayoluyla uçabiliyor, ama tatile Zanzibar’a gidiyorlar. Bavul dolusuyla değil, minimum eşyayla yola çıkıyorlar. Dolayısıyla çalışma ve yaşam biçimlerini tamamen kimlikleri belirliyor.
    Bu insanlara bir yerde kalırken de beş yıldızlı olsun, kocaman bir lobisi olsun, tepesinde roofbar’ı olsun, spa’sı olan bir otel cazip gelmiyor. Onun yerine öncelikli olarak kendi kimliğine uyan bir yerde kalmak istiyor. Şu an geleneksel otellerde olan karşılama süreci yeni nesli en hafif tabirle geriyor; sanki misafirimiz şöförlü araçla gelecek, doorman kapıyı açacak, misafir ilişkileri yöneticisi karşilayacak, bellboy eşyayı odasına çıkaracak, orada bahşişini bekleyecek…

    NEVİM AY: Buradaki önemli nokta geleceğin otellerini kim için tasarlıyoruz sorusunun cevabıydı. Bu sorunun yanıtını ararken karşımıza Y kuşağının yaşam tarzı, beklentileri, istekleri çıkıyor. Bu kuşağın özelliklerini incelemeye başladığımızda Bilge Bey’in bahsettiği kimlik bileşenlerini konuşmaya başlıyoruz. Ve bunların içinde en önemli olanı kuşkusuz teknoloji ve sosyalleşme. Sosyalleşme dediğimiz zaman da aslında otelde bir araya gelmekten çok, telefonları aracılığıyla sosyal medya uygulamalarından ve başkalarıyla temas kurmalarından bahsediyoruz. Facebook, Twitter, Instagram vb aplikasyonları yoğun biçimde kullanan ve hatta günlük yaşamlarını yorumlarını sadece buralardan aktaran bir kuşak var. Oteli de bu anlamda bir teknolojik altyapı olarak kullanıyorlar. Onun dışında konforlu bir oda, bir toplanma alanı ve tüm bunları çekici kılacak bir tasarıma ihtiyaç var. Bu verileri önümüze koyduğumuzda neler yapabileceğimize, diğer grupların neler yaptığına ve bizim nasıl ayrışabileceğimize bakıyoruz. Bu coğrafyanın ilk otelcilik gruplarından biri olarak, bundan önce neredeydik, şimdi bunu nasıl hayata geçirebiliriz sorusunun cevabı nereye gitmemiz gerektiği ortaya çıkardı.
    Görece gelenekselciliğe önem veren bir mimar olarak bu grubun istek ve ihtiyaçlarını kavramakta biraz zorlandığımı söylemeliyim. Ama Bilge Bey o konuda doğru bir adım atıp o kuşağın temsilcilerinden birini çalışma grubumuza kattı. Ve bu sayede onları daha yakından anlama şansını bulduk. Bir taraftan da sadece kullanıcıların ihtiyaçlarından yola çıkmadık, Dedeman grubunun en önemli kimlik unsurlarından biri olan misafirperverlik unsurunu da tasarımın ana öğelerinden biri olarak değerlendirdik. Otelcilik deyince sizi siz yapan sadece odanız, binanız değil tabii ki, daha önemlisi verdiğiniz hizmet, misafirperverlik, güleryüz.

    KÖ: Bilge Bey’in anlattıklarından Smart konseptinin beş yıldızlı otellerden farkını çıkarabiliyorum. Öte yandan bir de akıllara yerleşmiş Dedeman imgesi var; sizce o imge nasıl etkilenecek bu yeni konseptten?
    BT: Bir kere Smart’tan önce bizim yaklaşık iki yıl süren bir Park Dedeman tecrübemiz oldu. 2012’de Denizli, 2013’te Gaziantep, 2015 Haziran’ında Levent otellerimiz açıldı. Markanın lansmanı da ilk otelin açılmasıyla neredeyse eşzamanlı gerçekleşti. Park Dedeman birçok açıdan konvansiyonel olmakla beraber bazı konularda da çok dinamik bir oteldir. Görece genç bir şehir otelidir, şehirde spesifik bir iş için bulunan kullanıcılara hizmet veren bizim odaklı servis dediğimiz bir konsepte sahiptir. Biz Denizli’deki iki yıllık deneyimin üzerine Levent’teki oteli açtığımızda markamızı oturtmuştuk. Daha sonra açılan Moskova ve Trabzon otelleri artık oturmuş olan bir konseptin devamında hayata geçirildi. Böylece bizim için de Türkiye için de ilk defa beş yıldızlı tam servis konseptli bir otelden odaklı servis veren bir otele geçiş süreci yaşadık. Burada edindiğimiz önemli tecrübelerden biri yeni nesille diyalog kurmak oldu. Böylece onların başka ne türden talepleri olduğunu da görmüş olduk.
    Dedeman köklerini Anadolu’dan alan bir marka. Öte yandan Türkiye de değişiyor. Bu değişim yaşanırken geleneksel olanı da korumaya çalışıyoruz. Biz de bir taraftan oluşan yeni taleplere yanıt ararken elimizdeki Dedeman markasını korumayı hedefliyoruz. Smart da bu markanın bir uzantısı olurken aynı zamanda kendi kimliğini taşıyacak.
    NA: Yeni konseptimizle birlikte, üç farklı kategorimiz oluştu. Biri beş yıldız kategorisinde ve yıllardır hizmet verdiğimiz beş yıldızlı Dedeman Otelleri, diğeri 2012 de lanse edilen dört yıldızlı Park Dedeman, sonuncusu ise şimdi konuştuğumuz Smart Otelleri ve yıldız kategorisi henüz belli değil, ama zaten müşterisinin bir yıldız beklentisi olacağını sanmıyoruz. Beş yıldızlı oteller bilindiği gibi içerisinde her türlü hizmet aktivitesinin bulunduğu ve bunu tasarımına da yansıtan, kendine has tasarımı, mekansal büyüklükleri, malzeme anlayışı, bir ritüeli olduğu bir kategoridir, business ve luxury olarak adlandırabiliriz. Dört yıldızlı Park Dedeman konseptimiz, daha kompakt hizmet anlayışıyla bunu yine mimari ve iç mimari kimliğinde gösterebilen business casual bir konsept. Smart by Dedeman ise çok daha kompakt sadece oda ve self servis kahvaltı üzerine kurulu ve bunu mimari ve iç mimarisine yansıtan rahat, modern, ama bir o kadar da canlı ve renkli, çok daha kısıtlı bir alanda dinamizm oluşturmayı amaçlayan bir anlayışı var, ve konseptin adı da Smart. Ancak buradaki en önemli konu, kalite ve konfor anlayışında aslında her üç kategoride de herhangi bir farklılık yok diyebilirim.

    KÖ: Kimlik meselesi bu kadar çok konuşulunca akla hemen otellerde sıkça kullanılan sadakat programları geliyor. Bir de otel müşterisi olmayanların kullanımına ne kadar açık olacağı.
    BT: Biz lobiyi tasarlarken insanların rahat edebilecekleri, kendilerini bir köşeye çekilip evlerinde hissedebilecekleri bir ortam amaçladık. Çok farklı türden insanların bir arada bulunabileceği çok renkli bir lobi. Klasik otellerdeki fazlasıyla simetrik, askeri sayılabilecek düzen duygusunun dışında farklılıkları ahenkle bir araya getiren bir çizgi arayışı söz konusu. Bu çizgi fiyatlara da yansıyor; nitekim biz istiyoruz ki o mahallede yaşayan biri burayı rahat edeceği bir mekan olarak görsün. Bilirsiniz otel lobileri ve lobi kafeleri dışarıdan insanlara korkutucu gelir. Aynı insan kitabını okumaya Starbucks’a gider ama otele girmeye çekinir. Biz bu insanların otelimize gelmesini istiyoruz. Orada rahat edecekleri bir koltuk, bir büyük masa, bir divan bulabilecek ve dilediği kadar kalabilecek. Ticari olarak illa bir getirisi olsun diye değil. Zaten otel müşterileri için tasarlamak zorunda olduğumuz bir mekanı dışarıya açmış oluyoruz.
    NA: Genel olarak Y kuşağının rağbet ettiği mekanları incelediğimizde hepsinin aslında birbirine temelde çok benzediğini görüyoruz. Konseptleri aynı olsa da, birbirlerinden bir renk ya da bir malzemeyle veya ayırt edici dekoratif ilgi çekici bir unsurla ayrışıyor bu tarz mekanlar. Hepsinde temel unsur, dinamik, canlı, renkli mekanlar… Burada mesele çoğunluğun ilgisini çekebilecek bir tasarımla, aynı anda kendilerini rahat hissedebilecekleri bir mekan yaratmak; biz de dinamik, ilgi çekici, konforlu, farklı boyutlarda masa ve oturma gruplarının, televizyon ya da oyun köşesinin olduğu, ruh halinize veya modunuza göre kendinize bir köşe bulabileceğiniz, tek başına rahatlıkla kalabileceğiniz veya sosyalleşebileceğiniz bir mekan oluşturmaya çalıştık… Teknolojiyi sadece alt yapıda değil dekorasyonda da gereken ve ihtiyaç kadar sınırlı biçimde kullanmayı istedik ve bunu tasarıma yansıttık. Burası otelin lobisi, ama aynı zamanda kahvaltı salonu, oturma ve dinlenme alanı, kafe ve buluşma mekanı. Yani çok amaçlı tek bir mekandan bahsediyoruz.

    KÖ: Bu konseptin hem yurtiçi hem de yurtdışı hedefleri var. Önce yurt içinde geliştirip sonra yurtdışına açılmak mı hedef, yoksa eşzamanlı mı ilerlemeyi planlıyorsunuz? Ve tabii konseptte bu anlamda bir değişiklik olacak mı? Yeri geldiğinde İstanbul’la Anadolu kentleri arasında bile önemli bir kültürel fark olduğu düşünülürse…
    BT: Öncelikle bizim Anadolu’daki mevcut otellerimizde konaklayan misafirlerimizin %50-60 kadarının İstanbul ve Ankara’da yaşayan ve çalışan kişiler olduğunu belirteyim. Çünkü büyük şirketlerinin merkezleri burada. Bu konsepti herhangi bir Anadolu şehrine taşıdığımızda majör bir değişiklik öngörmüyoruz. Kaldı ki misafirlerimiz o şehre gittiklerinde tanıdık, bildik, mümkünse zincir markalara ait bir mekan arıyorlar. Dolayısıyla bu lobi konseptimizin, hele de üniversite olan şehirlerde ciddi ilgi merkezi olacağına inanıyoruz. Nitekim sıkça ziyaret ettiğimiz şehirlerde rağbet gören yeni mekanların tümünün benzer çizgide açıldığını bire bir gözlemliyoruz.
    Yurtdışına gelecek olursak; biz Avrupa’daki birçok otelciye bu konsepti daha geliştirme aşamasındayken paylaşma fırsatı bulduk. Bu konseptin ilk çıkış noktası Avrupa’nın merkezi sayılabilecek Belçika, Hollanda, Almanya ve biraz da Fransa aslında; oradan İngiltere ve ABD’ye yayılmış. Bu ülkelerde çalıştığımız firmalara gösterdiğimizde istisnasız çok beğenildi, hatta oradaki yatırımcılarla görüşmemiz gerektiği ifade edildi. Ancak şimdilik, operasyonel kolaylık açısından önce İstanbul ve Türkiye’deki büyük şehirlerde açıp ardından yurtdışına açılmayı tercih ediyoruz.
    Dedeman’da operasyonla tasarım hep iç içe olmuştur. Yani operasyondan gelen geri beslenimler hemen yeni otellerimize uyarlanır. Bunu dinamik bir süreç olarak kabul ediyoruz. Burada şehirden şehre bir fark yaratmaktan çok zaman içinde markanın evrimleşmesine izin vermeyi amaçlıyoruz. Yani toptan bir konsept değişikliği yerine her yeni projede ince ayar yapmayı daha doğru buluyoruz. Örneğin Park Dedeman’da hala bu ince ayarları yapmaya devam ediyoruz.
    NA: Konseptte, tasarımın ana bileşenlerinde ve malzemelerde değişiklik yapmayı öngörmüyoruz. Belki lokasyona göre renk değişimi yapılabilir. Her şekilde kolay adapte edilebilir, uyumlu bir mimari ve iç mimari anlayışımız var, yani her yere uyum sağlayacak bir kimlik oluşturduğumuzu düşünüyoruz.

    KÖ: Smart by Dedeman’ın halihazırda bir ortağı var mı? Bu yönde bir çabanız var mı? Avrupa’yla olası işbirliği Türk otel zincirlerinin daha iyi bildiği Orta Doğu ve Türk cumhuriyetlerine mi yönelik? Yoksa başka coğrafyalar da gündemde mi?
    BT: Konsepti tamamen Dedeman geliştirdi. Çözüm ortaklarımız olmakla birlikte bunlar daha çok mimarlık, iç mimarlık ve teknik alanlarda projeye dahil oldular. Rusya, Ortadoğu, Türk cumhuriyetleri, İran otelciliğin henüz gelişmekte olduğu ülkeler. Bu bölgede Dubai dışındaki yerlerin hala çok bakir olduğunu söyleyebiliriz. Şu anda o bölgelerde yatırımcılar daha lüks otellere yönelmiş durumda. Halihazırda Erbil ve Özkemen’de faaliyette bulunan otellerimize ek olarak Taşkent’teki otelimizi de renove ettik, onu da yeniden açıyoruz. Bunların tümü Dedeman. Rusya veya Avrupa’ya döndüğünüzde ise Smart by Dedeman markasına pazarın daha fazla ihtiyacı var. Burasının uzun süredir bulunan markalar yüzünden daha rekabetçi olduğunu ama aynı zamanda da yeniliğe daha açık pazarlar olduğunu söyleyebiliriz. Biz Türkiye’de Smart by Dedeman otelleri açmaya başladığımızda Avrupa’dan da ciddi bir ilgi alacağız.

    KÖ: Smart by Dedeman’larda ne türden bir mal sahipliği – işletme modeli öngörüyorsunuz?
    BT: Şu anda mülkü Dedeman’a ait tek bir otelimiz var; Dedeman İstanbul. Dedeman Urfa’da %50 hissemiz var. Erzurum’daki iki otelimiz de yap-işlet-devret modeliyle yapılmış. Onun dışındaki tüm otellerimiz başkaları tarafından yapılmış ve bizim işlettiğimiz oteller. Smart by Dedeman’da da temel model olarak aynı işletme modelini düşünüyoruz. Anadolu’da çok fazla küçük otelci aile var. Global otelcilik piyasasına baktığınızda büyük zincir markaların gittikçe daha çok öne çıktığını ve küçük otel işletmelerinin rekabette zorlandığını görüyorsunuz. Booking.com gibi sitelerden de edindiğimiz bilgiler bize insanların bildiği, tanıdığı zincir markaları yıldız sayısına yeğlediğini gösteriyor. Rekabet olan her şehirde marka oteller öne geçiyor. Öyle ki sizin oteliniz beş yıldız, ama rakip gelen üç yıldızlı bir zincirin oteli fiyat ve doluluk oranında sizin önünüze geçiyor. Çünkü artık oyunun kuralları değişti. Bir kere rezervasyonun gelme kanalları değişti; ya merkezden ya da internetten geliyor büyük bir çoğunluk.
    Bu aralar bunu fark eden Anadolu’daki birçok lokal gruptan marka talebi alıyoruz. Ve aslında Smart by Dedeman markasını geliştirirken bu türden işbirliklerini düşünerek kolay yönetilebilir olmasını da önemsedik. Dedeman’ın isim hakkını verip, ayrıca belli bir süre eğitim verip, bilgi-birikim aktarıp, daha sonra kendilerinin Smart by Dedeman markası altında faaliyet gösterebilecekleri bir franchise sistemi oluşturduk. Başka markalarda yaşanan müşteri memnuniyeti problemlerini de bildiğimiz için konseptimizi baştan bu işleyişe uygun, verilen hizmetin bozulmasına izin vermeyecek bir biçimde kurguladık.
    Smart by Dedeman konseptinin yatırımcılar açısından da görece birçok avantajı var: Yatırım maliyeti daha düşük, inşaat çok daha hızlı ve kolay yapılabiliyor, işletmesi de basit ve karlı. Örneğin Anadolu’da babadan kalma 70-80 odalı, renovasyona sokmanız gereken bir oteliniz vardır; otelinizi Smart by Dedeman’a dönüştürebilirsiniz. Veya bir iş hanınız vardır, Galata’da bir binanız vardır… Fiziki verimlilik olduktan sonra -ki bunun üzerinde mimari olarak çok çalıştık- ticari olarak çok karlı bir proje.

    KÖ: Aslında Smart by Dedeman konseptiyle iki farklı ihtiyaca çözüm ürettiğiniz söylenebilir; Y kuşağının konaklama ihtiyacı, Anadolu’daki küçük otel sahiplerinin marka ihtiyacı. Otelcilik tarafında çok sık duyduğumuz problemlerden biri mal sahiplerinin binalarının zincir marka standartlarına uyum sağlayamaması. Renovasyonlarla büyümeyi hedefleyen markanın oldukça esnek bir mimari konseptinin olması gerekir sanırım.
    NA: Biz oteli tasarlarken, otelin kalbi, ana amacı olan “oda” tasarımından yola çıktık; tasarımda yalın, kolay uygulanabilir olmasını baz aldık, ve bunu her türlü malzeme seçiminde de sürdürdük, vermek istediğimiz konforu, en basit ünitelerle sunmayı hedefledik. Sonuçta, odalarımızın belli minimum ve maksimum ölçülere uyduğu müddetçe, her bina bir Smart oteline dönüşebilir diyebilirim. Rahatlıkla dönüştürülebilir bir oda tipimiz ve çok ağır uygulamalar gerektirmeyen bir mekanik-elektrik altyapımız var. Dışarıdan bakınca daha çok tasarım öne çıkıyor ama biz aslında çok şanslıyız; çünkü bu konulara çok meraklı genç bir teknik ekibimiz var. Onların uğraşları ve ortak çabamız sonucunda hem teknolojik, maliyeti düşük, hem de bizi yormayacak bir çözüm üretmeyi başardık.
    BT: 50 yılı aşkın renovasyon deneyimimize dayanarak, bahsettiğiniz sorunları gayet iyi bildiğimizi söyleyebilirim. Biz konsepti oluştururken, sonradan uygulamada standartları esnetmek yerine, en başta o binalara girebilir olmak üzerinden kurguladık. Bizim getirdiğimiz standartlar markamızın zorunlu tuttuğu, dışarıdan kapris gibi yorumlanabilecek uygulamalardan çok, piyasada rekabetçi olmak adına gereken minimumlar. Mekanik-elektrik-IT altyapısını hem yatırım maliyeti düşük olsun, hem günün teknolojik ihtiyaçlarını karşılasın, hem de çok kolay bir biçimde uygulanabilsin diye çok kompakt ve sade tuttuk. Fonksiyonelliği olmayan, sadece imaj olsun diye gündeme gelen teknolojiyi içeri sokmadık. Mesela odalarımızda büyük bir televizyon var; tüm ihtiyaçlarınızı telefonunuzu kullanarak bu televizyondan halledebiliyorsunuz. Ama bunu yaparken IT kablolamasını üçte bire indirdik. Havalandırma sisteminde en son teknolojiyi kullanarak katlarda gerekecek alanları minimize ettik. Tavan yüksekliklerinin çok el vermeyebileceğini düşünerek yatay değil dikey kanal sistemleri kullandık. Bazı durumlarda çatıyı kullanamayacağımızı öngörerek her katın ünitesini o katta çözdük ve dolayısıyla her katı bağımsız hale getirdik. Çok sade ve işlevsel, karmaşık otomasyon altyapısı gerektirmeyecek bir aydınlatma senaryosu üzerinde çalıştık.
    Konseptin adının Smart by Dedeman olması rastlantı değil, akılcı bir tasarım üzerine kurulduğu için bu ismi verdik.