Gayrimenkul ve etik

    Etik olmanın bir kişiye, kuruma ya da daha geniş anlamda topluma ne kazandıracağını tek bir kelime ile ifade etmemi isteseniz benim cevabım tereddütsüz “güven” olur. Kişisel ve toplumsal olarak yaşadığımız problemlerin çoğunun temelinde “güven” eksikliği yatmıyor mu?

    İki hafta kadar önce ULI Türkiye Danışma Kurulu toplantısında ülkemiz gayrimenkul sektörünün geleceği ile ilgili değerli danışma kurulu üyeleri ile sohbet ederken sevgili Zafer Baysal, her zamanki nezaketiyle konunun “etik” yönünün maalesef ihtiyaçlar/aksiyonlar sıralamasında hak ettiği yeri bulamadığını, sektörün bir etik ilkeler manzumesine sahip olmasını dile getirdiğinde aklıma PwC Türkiye adına ULI üyesi olarak imzaladığım “Üye Etik Deklarasyonu” geldi. Ofise döndüğümde her zaman elimin altında olsun diye masamdaki dosyalar arasında yer alan dokümanı bir kez daha okudum. 7 Ağustos 2009 tarihinde imzaladığım bu dokuman aşağıdaki ana giriş cümlesi ile başlıyor:

    “Arsa kullanımı ve geliştirilmesi ile ilgili bir profesyonel olarak, profesyonel bilgi ve tecrübemi arsa kullanımının doğru bir şekilde geliştirilmesi ve geliştirilen bu gayrimenkul üzerinde yaşayan tüm canlıların yaşam kalitesinin artırılması için kullanacağım. Bunun için de aşağıda yer alan alanlarda en yüksek profesyonel standartları destekleyip bunlara uyacağımı taahhüt ediyorum.”  Metnin devamında da kısa ve vurucu açıklamalarla “Gayrimenkule”, bu mesleğin “profesyonellerine”, “müşterilere”, “topluma”,”fırsat eşitliğine”, bu alandaki “diğer profesyonellere”, en geniş anlamda “çevreye”, “geleceğe” ve “gelecek nesillere” bir bütünlük içinde “saygı” göstereceğime söz vermişim bir ULI üyesi olarak.

    Bugün de tereddütsüz altına imzamı koyacağım bu söz veriş benim ve temsil ettiğim şirketim için hiç de zor değil. Çünkü biz PwC’de de beş kurumsal değerimizin başına “etik ol” değerini yerleştiriyoruz. Pek çok kurumun da bizimkine benzer etik kuralları olduğunu biliyorum ve bunların sayısı da hızla artıyor.

    Nedir kurumları Etik İlke belirleme ve yayınlamaya iten sebep?

    Etik olmanın bir kişiye, kuruma ya da daha geniş anlamda topluma ne kazandıracağını tek bir kelime ile ifade etmemi isteseniz benim cevabım tereddütsüz “güven” olur. Kişisel ve toplumsal olarak yaşadığımız problemlerin çoğunun temelinde “güven” eksikliği yatmıyor mu? Tüm ilişkiler “güven” esası üzerine inşa edilmiyor mu? Okuması, anlaması, yorumlaması çok zor olan o kapsamlı hukuki metinler daha “güvenli” olmak için hazırlanmıyor mu? Etik davrandığından emin olduğum bir kişi ya da kurumla yapılan ticaret, etik olduğunu düşünülen bir yöneticinin aksiyonları daha yüksek bir güven yaymaz mı çevresine?

    Kişilerin, kurumların etik konusuna giderek daha da önem vermelerinin ana nedeni bana göre yaşanan kurumsal ve toplumsal hatalardan çıkarılan derslerdir. Toplumda şeffaflığa duyulan ihtiyaçtır, yeni nesillerin yeni talepleri, yaşama tarzıdır… Yapılan araştırmalar gayrimenkul gibi değeri kendinden menkul olan bir varlık sınıfında bile artık gerçek değerin varlığın kendisinden çok karşıladığı ihtiyaçla oluştuğuna, ihtiyacın da toplumun genelinde sürekli değişen/gelişen ve tatmin edilmesi gereken sayısız bileşen sayesinde şekillendiğine işaret ederken etik değerleri göz ardı eden hiç bir girişimin toplumda arzu ettiği başarıyı yakalayamayacağını söylemek hiç de zor olmasa gerek.

    Gayrimenkul sektöründe etik değerler?

    İnsanların barınma, çalışma, eğlenme, dinlenme, sağlık, güvenlik… Kısaca neredeyse her ihtiyacı sayıldığında bir köşesinden de olsa bağlantı kurulan gayrimenkul sektöründe yazımın giriş bölümde aktardığım gibi “etik” değerler “hak ettiği yeri” bulamıyor mu gerçekten? Yoksa ana sorun burada mı?

    Yıllık ortalama 1.3 milyon konutun satıldığı, satılan bu konutlar içinde “markalı” olarak nitelediğimiz ve “daha” kurumsal olduğunu düşündüğümüz olanlar tarafından üretilenlerin %20’lerin altında olduğu bir ortamda; çoğu bireysel uluslararası yatırımcılar/alıcılar konu olduğunda sıklıkla söylenen “Öyle yanıltılmışlar ki bir daha almam Türkiye’den diyorlar,” cümlesini duyarken; geliştiricisi, üreticisi, pazarlamacısı, aracısı, satıcısı ile ilgili herhangi bir kısıtlama, standart olmayan bir “varlık” grubu için etik değerleri tartışmamak mümkün mü? Yukarıda da belirttiğim gibi etik değerlerden yoksun bir ortamda “güven” yaratılabilir mi?

    Şeffaf, kurumsal olunabilir mi etik olmadan?

    Bu çerçevede bir düşünce kuruluşu olarak ULI’ın tüm üyelerinin imzalamasını beklediği bu etik değerler manzumesinin bir benzerinin ülkemiz gayrimenkul sektörü paydaşı olan tüm geliştirici, üretici, hizmet sağlayıcılar ve bunların hissedar ve çalışanları tarafından da benimsenmesi ve imza altına alınarak uygulama sorumluluğunun yüklenilmesi toplumda sektör adına “güven” yaratabilmenin ilk ve en önemli adımı olacaktır diye düşünüyorum ben de değerli Zafer Baysal gibi.

    Etik vicdanla beyin arasında kurulacak bir köprüdür bence. Her bir bireyin içinde vardır. Dolayısı ile kişilerin içine sonradan koyulamaz. Mesele “kullanılmadığı”, “önem verilmediği”, belki de “parayla ölçülemediği” için zamanla körelen bu çok önemli özelliğin canlandırılması, ortaya çıkarılmasının sağlanmasıdır. Finansal sektörün bir enstrümanı olan gayrimenkulün, finansal sektörün ana taşı olan güvenden yoksun bırakılmasıdır sektörle ilgili olarak yaşanan pek çok olumsuz gelişmenin ana sebebi belki de. Sektörde güveni tekrar oluşturabilmenin tek yolu da, yola etik değerler ile çıkmaktır bana göre.