Bomonti’de Babylon ruhu

    Eski Bomonti Bira Fabrikası'nın dönüştürülmesi süreci çok yönlü ele alınması gereken bir konu. Son yılların önemli yeniden işlevlendirme projelerinden biri olan Bomontiada aynı zamanda Babylon'un yeni adresi. Kompleksin içinde ayrı bir yeri olan Babylon Bomonti’yi, mimarı Ahmet Alataş ve yüklenicisi Sistema'dan İhsan Kendirli ile konuştuk.

    KUYAŞ ÖRS: İsterseniz önce Bomontiada’ya nasıl dahil olduğunuzdan başlayalım.
    İHSAN KENDİRLİ: Herkesin bildiği gibi, Bomontiada tarihi 1880’lere kadar giden meşhur bira fabrikası kompleksinde yer alıyor. Biz Sistema olarak Bomontiada’nın Babylon kapsamlı tümleşik proje diliminin uygulama aşamasında tarihi dokuda ön yıkımlara nezaret ve koordinasyon görevi ifa ederek başladık. Mekanın girift bir tarihi eser olması nedeniyle süreç oldukça zor ve titiz ilerledi. Binanın bira fabrikası kompleksi olduğu zamanki tüm iç ekipmanlarının sökümünde de yer aldık. Her gün şantiyeden yayınlanan fotoğraflara baktığımızda, eski imalat ekipmanları çerçevesinde adeta antika parçalar içerden sökülüp gidiyormuş gibi bir heyecan duyuyorduk. Bu süreçte yüz küsur yıllık bir bira fabrikasının hikayesi ile birlikte Doğuş Grubu tarafından bir kültür ve eğlence kompleksine dönüştürülmesine tanıklık ettik. En önemlisi de, bunun farklı mimari yaklaşımları barındırmakla birlikte bir bütünlük içinde gerçekleştirilebilmiş olmasıdır.
    Buradan tekrar Babylon’a gelirsek; bildiğiniz gibi Doğuş Grubu, Pozitif Müzik ile ticari bir bütünlük oluşturmuştu. Pozitif’in etkinlik mekanı olarak yıllar içinde İstanbul müzik ortamına ciddi katkısı olmuş Babylon da mekan ve kültür olarak Bomontiada’ya taşınıyordu. Böyle önemli bir kurumun tarihi yapıya taşınmasında mekan tasarımı görevini Mimar Ahmet Alataş üstlendi.

    KÖ: Siz projeye nasıl dahil oldunuz?
    AHMET ALATAŞ: Projeye Babylon’un kurucularından biri olan rahmetli Memo (Mehmet Uluğ) sayesinde dahil oldum. Memo benim arkadaşımdı, yaptıklarımızı çok beğenirdi ve hep bizimle çalışmak isterdi. O bizi davet etti, biz de seve seve kabul ettik.
    Bu projeye girdiğimizde neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Yapıya girdiğimde karşılaştığım tablo beni şaşırttı. Bir renovasyon yapılmıştı; zeminde laminant parke vardı, salonlar ve diğer mekanlar ortaya çıkmıştı. Yapılan işin kalitesine bakınca Türkiye’nin acı gerçeği ile bir kez daha karşılaştık diyebilirim. Bu türden tarihi binalara dokunulduğunda, memlekette çok doğru şeyler yapılmadığını görüyorum; burada da benzer bir tablo ile karşılaştığımızı söyleyebilirim. Diğer taraftan, bu durum bize çalışırken belli bir çalışma özgürlüğü verdi; iyi korunmuş ya da renovasyonu çok iyi yapılmış bir binanın içine giriyor olsaydık mimari duruşumuz ve davranışımız çok farklı olurdu. Biz buraya girdiğimizde içerideki her şey neredeyse yeniden yapılmış, mekan o makyajın altında sahip olduğu tarihi değerlerin birçoğunu kaybetmişti. O nedenle koruma anlamında çok çaba sarf etmedik. Tabii bunları bizim üzerine çalıştığımız Babylon’un üst katları için söylüyorum.
    Örneğin, yığma yapıda gereksiz olduğunu bildiğimiz, ticari düşüncelerle yapıldığına inandığımız, depreme karşı koruyan sıvalardan yapıldığını gördük. Oysa tuğla duvarlar 80-100 cm; yani bu sıvanın aslında statik olarak hiçbir değeri yok.
    Konser salonunu akustik olara giydirmemiz gerekiyordu. Bunu yaparken ortaya çıkan ilave ağırlıklara binanın dayanıp dayanmayacağını hesaplattık. Bunun sonucunda zemindeki tonozlarda ve çatıda problem yaşayacağımızı anladık ve yeni bir çatı projesi geliştirmek zorunda kaldık. Bu çerçevede çatıyı ana gövdeye bağlamak istedik. Projede çalıştığımız diğer arkadaşlar bunun gereksiz olduğunu, çatının zaten çok ağır olduğunu ve uçmayacağını bize söyledi. Biz ısrar ettik ve o bağlantıların yaptırdık. Biliyorsunuz İstanbul’da bu yaz yaşanan fırtınalardan birinde karşı bina olan Atölye İstanbul’un çatısı çok felaket bir şekilde uçtu ve tamamen açıkta kaldılar.
    Aslında anlatmak istediğim özetle şu; bu türden yapılarda mal sahiplerinin kültürleri ve birikimleri çok önemli. Sonrasında çok önemli mimarlarla da çalışsanız baştan yapılanları telafi etmeniz mümkün olmayabiliyor.
    Biz ne yaptık; bir kere bizim bu yapının içine çok farklı bir konsepti sokmamız gerekiyordu. Daha önce bira fabrikası olup, sonrasında belli bir renovasyon görmüş bu yere, 700 ila 1.000 kişi gibi yüksek sirkülasyonu olan bir konser salonu koymaya çalışıyorduk. Mekanın içinde ciddi kot farklılıkları vardı; bu insanları merdivenlerden yuvarlanmadan buraya sokmamız ve acil bir durum olduğunda buradan çıkarmamız gerekiyordu.

    Aslında temelde iki tür zorluk yaşadık; birincisi yapının fiziki şartlarından ve öncesinde yapılmış olan renovasyondan kaynaklanan zorluklar, ikincisi yapının ihtiyaca uygun olmamasından kaynaklı zorluklar. Bunlar için bir takım önlemler almak zorunda kaldık. Bunu yaparken oradaki tarihi dokuyu birebir referans alıp yerleşmeyi değil, onun içine mekana uygun yeni mimari unsurlar katmayı denediğimizi söyleyebiliriz. Konser salonundaki akustiği sağlayan paneller veya bina içindeki dolaşımını sağlayan rampalar gibi mimari unsurlar, binanın tarihi dokusuna değil de daha çok teknolojiye, zamanın ruhuna referans veriyor.

    KÖ: Bu sürece Babylon ne kadar dahil oldu? Sonuçta mekanın onların kimliğini yansıtması da önemliydi, değil mi?
    AA: Aslında biz projemizi sunduk ve projemiz ilk günden son güne kadar aynı kaldı diyebilirim. Biz ne kadar iyi mimarız bilmiyorum ama biraz makine mühendisi gibi çalıştığımızı söyleyebilirim; bir yapının işleyişini, mekanların, binaların iç-dış ilişkilerini kurgulamakta iyiyiz. Babylon’la bu anlamda ortak bir dil yakalayabildik sanırım.
    İK: Sürece dair şahsi izlenimimi aktarmak istiyorum: Babylon yönetimi, Ahmet Alataş ve ekibine müthiş bir serbesti, saygı ve güven duyarak yaklaştı. Birçok projemizde yaşadığımız tipik süreç ilerleyişi şu şekilde gelişir; konsept proje elde edilir, ardından yatırımcı ve işveren projenin uygulamacı tarafından olabildiğince ucuz, hızlı ve basit imalatla bitirilmesine yönelik revizyonlara girişir. Babylon projesinde ise tam tersine şekilde Babylon yönetimi mimarın bir çok düşünce ve talebini, öngörülerini gerçekleştirebilmek için büyük bir efor sarf etti. Diğer taraftan, süreden ödün vermediler ve bu paralelde Sistema olarak iş hayatımızda yaptığımız en süratli, en kapsamlı ve çok boyutlu uygulamalardan birisini gerçekleştirdik.

    KÖ: Siz imalat aşamasına da katıldınız gibi anlıyorum.
    AA: Biz imalat aşamasında sadece kontrolörlük yaptık. Şanslıydık ki Sistema gibi bir ekip vardı. Açık söyleyeyim, ben projenin o kadar kısa sürede, aslına uygun olarak yapılabileceğine hiçbir şekilde inanmıyordum. Ve fikrimi sorarsanız son derece başarılı oldu diyebilirim.
    İK: Biz daha önce Ahmet Alataş’la yakın bir iletişim içerisinde proje gerçekleştirmemiştik. Sürece Doğuş Grubu’nun pazarda süratli ve iyi performans gösteren firmaları ihale aşamasına çağırmasıyla dahil olduk. Pozitif Müzik’le olan ilişkisi sebebiyle Babylon’un inşaatı denetim ve takibini büyük ölçüde Doğuş Grubu bizzat yürüttü. İhaleye bir çok mimari uygulama grubu çağırılmıştı. Görüşmelerde, Sistema’nın deneyimli ve motivasyonu yüksek personel gücü işin alınmasında ciddi avantaj sağladı; hususi imalatlarla dolu projeyi ekibimiz çok iyi okudu ve neredeyse imkansız denilebilecek sürelere “yapabiliriz” taahhüdü verebildik. Bomontiada Babylon, Sistema açısından da Doğuş Grubu açısından da imkansıza yakın sürelerde hayata geçirilmiş bir iştir. Hakikaten iç mekanda yapılan her adım ve her bir parça hususi bir imalattı; herhangi bir imalatçının, bir tedarikçinin stoğundan alınıp konulan neredeyse hiçbir ürün ve malzeme yoktu.
    AA: Her şey özel olarak tasarlanmış ve çizilmişti. Duvardaki akustik paneller bile hazır bir sistem değildir. Hiçbiri birbirine benzemez levhalardan tek tek bükülerek, içi taşyünü doldurularak imal edilmiştir.

    KÖ: Akustik taraftan kiminle çalıştınız?
    AA: Talayman ile çalıştık ve çok da memnun kaldık. Biz burada o yapıda daha önceki çalışmış mevcut gruplar ile ilerleyemediğimizi gördük ve yeni ekipleri dahil ettik. Şanslıyız ki akustik, mekanik ve statik tarafında iyi gruplarla çalıştık. Statikte Avusturyalı bir partnerimiz vardı: Werkraum. Bu bir takım çalışması sonuçta ekibin her üyesiyle aynı mantıkla çalışabiliyor olunması lazım.
    İK: İşin süresi çok kısaydı. Rasyonel olmak gerekirse bu işin süresini bir buçuk iki katına çıkarmak gerekirdi. Fakat Bomontiada’nın bütününden kaynaklanan ruhsata ilişkin izin kısıtları nedeniyle fiili müteahhitlik işlerinin belli bir zaman sonunda mutlaka ve mutlaka, her türlü koşul altında bitirilmesi gibi bir zorunluluk vardı. Bu zorunluluk uygulamacı olarak bizi de, uygulamanın akışına detaylı uygulama projelerini yetiştiren mimari proje ekibini de tedirgin ve yoğun bir döneme soktu. Biz buna uyum sağlamasaydık, bizim detay çözüm taleplerimize Ahmet Alataş tarafı büyük bir eforla karşılık vermeseydi, Babylon tarafı bu döngüyü yeterince desteklememiş olsaydı bu başarılı iş ortaya çıkmazdı.
    AA: Aslında hep aynı yere geliyoruz; mal sahibinin yapısı ve karakteri projenin tüm gidişatını ve neticesini etkiliyor.

    KÖ: Aslında biz Bomontiada’yı da bir bütün olarak konuşmak istiyorduk hep. İşin içinde farklı mimarların adının geçtiğini biliyoruz.
    İK: Bomontiada’da bizim Sistema olarak yaptığımız iki proje daha var. Ahmet Alataş’ın tasarlamış olduğu Babylon kütlesinin hemen yanında, Babylon kompleksi içinde Kilimanjaro adlı bir restoran var. Kilimanjaro da Babylon konseptine tümleşik, içinden fiziken yatayda geçilebilen bir mekan. Tasarımı Autoban’a ait Kilimanjaro’nun birçok teknik ve altyapı imalatını yine biz gerçekleştirdik. Babylon kompleksinde Ahmet Alataş merkezi bir sorumluluk yüklendi. Buna ek olarak Autoban veya yine iç mekan uygulamasını Sistema’nın yapmış olduğu Atölye İstanbul gibi başka mekan ve mimari tasarım ekipleri devreye girdi. Bomontiada, çok bacaklı bir mimari vitrin olarak ele alınabilir.
    AA: Bu aslında farklı mimari lisanların aynı kompleksin içinde kullanılması açısından da bence doğru bir proje. Birbirini tekrar etmeden yaşayan bir kompleks oldu diyebiliriz.

    KÖ: Tabii iyi koordine etmek ve baştan iyi planlamak şartıyla.
    AA: Evet ama bu projede masterplan yapan bir mimar olmadı. Her grup birbirinden bağımsız olarak çalıştı. Tüm grupların kendi içinde uyumlu çalışmasını yine tüm kompleksin kiracısı olan Doğuş Grubu sağladı. Burada farklı mimarlar birbirlerinden bağımsız çalıştı ama tasarımsal anlamda organizasyonu sağlayan kurum yoktu.
    İK: Tabii bütün bu çalışmanın neticesinde önceden net şekilde verilen bir tarihte açılış gerçekleşti. Babylon’un geleneksel Asmalı Mescit lokasyonundan böyle bir lokasyona geçişinde müdavimlerinin nasıl tepki vereceği tam olarak bilinemiyordu. Mekanın doluluk oranlarına ve geri bildirimlere baktığımızda bu anlamda ciddi bir memnuniyetin olduğunu söyleyebiliriz. Bu da bizim sürece ilişkin çektiğimiz sıkıntının üzerine en büyük ve gerçek tatmin oldu diyebilirim.
    AA: Babylon’un bir ruhu var; Memo, Ahmet ve Cem’in ilk günden itibaren kurguladıkları şey çok değerli. Hem ülkenin müzik kültürü açısından hem de İstanbul’da müzikseverlerin yaşam kalitesi açısından. Mekanlarını Asmalı Mescit’te bırakacakları zaman mekanın müdavimleri ve müzikseverler son derece üzülmüşlerdi. Bir de Doğuş ortak olunca mekanın ruhunu kaybedeceği, ticarileşeceği ve oradaki müzik kalitesinin düşeceği ile ilgili kaygılar iyice arttı. Açıkçası mal sahiplerinin de buna ilişkin kaygıları vardı; akustik duvarlar, girişteki asma tavan, bizim önerdiğimiz bazı değişiklikleri istemiyorlardı, eski mekandakini çağrıştıracak şekilde çıplak tuğla duvarlar olsun istiyorlardı. Fakat fiziksel olarak bunu yapamadık; çünkü akustik olarak bazı duvarların önüne paneller gelmesi gerekiyordu. Giriş çok basıktı, o etkiyi değiştirecek bazı önlemler alınması gerekiyordu. Bunların zaruri olması yeni çalışmalar yapmamızı sağladı. Ve eskisini taklit etmeyen, hatta ona hiç benzemeyen ama tamamıyla aynı duyguyu yaşatan ve aynı kültürün devamı yeni bir yapı ortaya çıktı. Şimdi herkesin “proje başarılı mı?” denildiğinde, “evet, burası Babylon olmuş” demesi, bence çok değerli bir şey. Başarmak istediğimiz şey de buydu: Başka bir üslup ve lisanı kullanarak yine Babylon’u yaratıyor olmak.
    İK: Sistema açısından Babylon, Ahmet Alataş gibi ekspertizi ve teknik düzeyi çok yüksek bir mimari ekiple çalışmanın ötesinde; alışkın olduğumuz ve sürekli tecrübemiz çerçevesinde ürettiğimiz tip ofis iç mekan donanımlı projelerimizin yanında çok hususiyetli, gayet sıra dışı diye tanımlayabileceğimiz mekanın oluşumuna paydaş olmamız açısından çok gurur verici bir başarı hikayesi olmuştur.

    İHSAN KENDİRLİ
    SİSTEMA Teknolojik Yapı Yönetim Kurulu Başkanı
    SİSTEMA Teknolojik Yapı Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten İhsan Kendirli, uluslararası dünya devi firmaların orta ve büyük ölçekli ofislerinin tasarlanması ve uygulanması konusunda 25 yıllık derin tecrübe ile başarılı projelere imza atan güçlü ve çok yönlü SİSTEMA Grubu’nun liderliğini yapmakta.

     

     

     

    AHMET ALATAŞ
    Ahmet Alataş Workshop
    Serbest Mimarlar Derneği ve İstanbul Mimarlar Odası üyesi olan Ahmet Alataş, Viyana Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden 1996 yılında mezun oldu. Hans Hollein ve Helmut Richter’in ofislerinde öğrencilik yıllarından itibaren kazandığı deneyimlerle 1999 senesinde Viyana’da Alatas Architecture&Consulting’i kurdu. 2001 senesinde İzmir Amerikan Koleji’nin yeni ilk okul binasının yarışmasını kazanan Alataş ofisini Türkiye’ye taşıdı. İstanbul Teknik Üniversitesi başta olmak üzere çeşitli üniversitelerde mimari stüdyo dersleri veren Ahmet Alataş 2001 senesinden itibaren Yurt içi ve yurt dışında konferanslar vermekte, yarışmalarda ve ulusal değerlendirmelerde jüri üyelikleri yapmaktadır. Ulusal ve uluslararası mimari yarışma ve değerlendirmelerde çok sayıda adaylığı ve ödülü bulunan Ahmet Alataş’ın çalışmaları 2015’te German Design Award ve 2017 de European Steel Design Award ödülüne layık bulunmuştur. Alataş 2017 tarihinden itibaren çalışmalarını Ahmet Alataş Workshop altında sürdürmektedir.