Birlikten kuvvet doğar

    İş Bankası ve Kolektif House’un geçtiğimiz aylarda teknoloji odaklı girişimleri desteklemek için hayata geçirdikleri Workup Programı, Kolektif House’un birinci katında bir arı kovanına dönüşmüş durumda. İş Bankası Dijital Bankacılık Bölüm Müdürü Mehmet Fahri Can ve Kolektif House’tan Kurucu Ortak Ahmet Onur’la programı ve kurumsal firmalarla start-up ekosisteminin birbirine duyduğu ihtiyacı konuştuk.

    Kolektif House ve Türkiye’nin köklü bankalarından İş Bankası tarafından hayata geçirilen Workup Programı, girişimcilerin iş fikirlerini ölçeklenebilir ve sürdürülebilir iş modellerine dönüştürecek bir program. Teknoloji odaklı girişimine; iş fikri geliştirme, yalın girişimcilik metotları, araştırma ve müşteri geliştirme, ekip kurma ve yönetme, hukuk, finans ve muhasebe, pazarlama ve sunum teknikleri, satış ve pazarlama eğitimleri, mentor ve teknik danışmanlık desteği veriliyor. İş Bankası, programın ana destekçiliğini üstlenmiş durumda. Program için ayrılan alan ise Kolektif House’un Levent’teki binasının birinci katında, Workup’a dahil olan girişimcilerin program süresince Kolektif House üyeliği de oluyor. İş Bankası da Kolektif House da, Workup’a kabul edilen girişimden pay talep etmiyor. Program Türkiye start-up ekosistemini heyecanlandırmaya devam ederken İş Bankası Dijital Bankacılık Bölüm Müdürü Mehmet Fahri Can ve Kolektif House’tan Kurucu Ortak Ahmet Onur’la programı konuştuk.

    Anladığım kadarıyla İş Bankası İnovasyon Birimi zaten Kolektif House’taydı? Önce bu süreçten bahsedebilir misiniz?
    MEHMET FAHRİ CAN: İş Bankası İnovasyon Birimi, 2016’nın Şubat ayında kuruldu. İş Bankası’nda inovasyon zaten vardı, ancak önceden farklı birimlere ve ekiplere yayılmış bu inovasyon süreçleri yapısal olarak biraz daha farklı ilerliyordu. Biz bu birimi kurarak bu anlamda kendimizi tekrar tanımlamış olduk. Arkasından bir kurumun nasıl daha da fazla inovatif hale gelebileceğine dair araştırmalar yaptık. Zaten elimizde de pek çok ön çalışma da vardı, Dijital Dönüşüm projesinden sonra bu noktaya gelmiştik. Gördük ki kurum içi ve kurum dışı inovasyonu yapmanın değişik yolları var. Konumuz olan kurum dışı inovasyon ise çok çeşitlilik gösteriyor. İnovatif fikrin nereden geleceği hiç belli olmuyor. Fikirleri dinlemeyi bilmek çok önemli. Bunu dinlemenin yollarına baktık. Bu işi kalıcı hale getirmek için inovatif olan mekanizmaların bulunduğu yerde yaşamanın şart olduğunu gördük. Canlı inovasyonu sağlayanlar ise start-up’lar, girişimler… Her anlamdaki girişim bizim için bir kaynak. Bunların yaşam merkezlerinin lokasyonlarına baktığımızda da Kolektif House belirgin bir şekilde öne çıktı.
    Nasıl burada var olabileceğimizi konuştuğumuz görüşmelerde, kendimize ideal bir yol haritası çıkarmıştık. “Şunu bir deneyelim, o olursa şunu da düşünebiliriz, şunu da” diye kafamızda adımlar vardı. Sonuçta buraya üye olup ara sıra gelmek de mümkün, ama bu yöntem bizim varlığımızı sürekli kılmayacaktı. “Burada biz varız, isteyen de buyursun gelsin” demenin yolu burada fiziksel bir şekilde bulunmak. Arkasından bunun ilk adımını attık. Çok da büyük bir alan kaplayıp “Oldu mu, olmadı mı?” demek yerine makul küçüklükte bir ofis ve beş kişilik bir ekiple başladık.

    Bu ilk adımın vardığı yeri şu anda nasıl değerlendirirsiniz?
    MFC: Adımın çok doğru olduğunu gördük, çünkü amaçlarımızın hepsini gerçekleştirdik. “Biz buradayız ve kapımız açık” deyince gerçekten de herkes geldi. Çünkü plazaların özellikle gençlerin kurduğu girişimleri ürkütücü bir tarafı var. Hep bir tanıdık arayışı içindeler. Biz onu istemiyoruz ve zaten o şekilde doğru kişiye ulaşmak da çok zor oluyor. Kolektif House’da ise herhangi bir girişim, İş Bankası’nı temsil eden bir kişiye rahatlıkla ulaşıyor. Buradaki arkadaşlarımız da o işin doğru kanalını çok iyi bildiklerinden, bu kanala girişimleri hemen yönlendirebiliyorlar. Girişimler açısından kolaylık bu yönde. Bizim açımızdan da kolaylığı, herkesin bize gelmesini beklemememiz oldu. Buradaki girişimlerin ve etkinliklerimizin müşterilerimiz, bankamız ve ülkemiz için yaratacağı değere odaklanabiliyoruz. Buradaki dünyayı öğreniyoruz, gelişimi takip ediyoruz.

    WorkUp programının geliştirilmesi ve hayata geçirilmesi nasıl oldu?
    MFC: Bir müddet sonra bu iyi işlemeye başlayınca şunu fark ettik; girişimlerin desteğe ihtiyacı var. Bu desteği sağlamanın da pek çok farklı yöntemi bulunuyor. Genelde ilk akla gelen, girişimlere para vermek, onlara yatırım yapmak gibi şeyler oluyor, işin bu kısmı merak ediliyor. O kısım da çok önemli, ama başka şeylere de ihtiyaç var. Bir girişimin o parayı ne yapacağını bilmesi için bile bu yollardan geçmiş olanlara danışması gerekiyor. Bu işin, fikirlerin yasal altyapısı olup olmadığını bilmeleri, hedef kitlelerinden görüş almaları gerekiyor. O noktalarda yapılan destek, alınan yatırımların da doğru yere gitmesine olanak tanıyor. Bu gibi imkânları sağlamak üzere WorkUp programını başlattık. Doğru iş, doğru şekilde, doğru kitle için yapıldığında zaten o potansiyeller ortaya çıkmaya başlıyor. O potansiyel gösterildiği zaman da arkasından pek çok başarı geliyor.
    İş Bankası, WorkUp’ın ana yönlendiricisi diyebilirim. Hackquarters ve destek veren mentorlarımızın yanısıra bu programı Kolektif House’la birlikte yürütüyoruz.
    Bundan dolayı WorkUp’ta sunulan fayda, bizim bir banka olarak sağladığımızın çok ötesine taşınıyor.

    Burada İş Bankası’nın kurum kimliğinin de önemi büyük, değil mi?
    AHMET ONUR: Burada şu önemli: Bir ekosistem tarafı var bu işin, bir de kurum tarafı var. Bir tarafında Türkiye’de ilk defa bu çapta bir co-working altyapısı kurmuş, ekosistem elçiliği yapmaya çalışan bizler varız, bir tarafında da İş Bankası var. İş Bankası buraya ilk geldiğinde ekosistemle ilgili bir şey yapmaları gerektiğinin farkındaydı, ancak onun tam olarak ne olduğunu o gün net bir şekilde hiçbirimiz tanımlayamıyorduk. Bu aslında tam bir start-up sürecidir. Buradaki önemli nokta, İş Bankası’nın gerçekten bir start-up gibi düşünmeye gönüllü bir şekilde gelmiş olmasıdır. Bu gerçekten bir ilk. Çünkü kurumlar genellikle “Bizim bir boş katımız var, çocuklar inin 30. kata, köşede programınızı yapın” gibi bir yaklaşım güdüyor, kurumsal zihniyetten çıkmadan.
    İlk başta, evet, çok verimli bir yatırımla burada bir ofis tutuldu. Ama sonrasında İş Bankası’nın isteği, buradaki İnovasyon Birimi’nden başlayarak tüm zincirin kurumsal düşünce yapısını kırmaya hazır ve istekli olmaları, bizim de bir kurumla böyle bir adım atmak istememiz ve ekosistemin de buna olan ihtiyacı gerçekten gezegenlerin senkronize olması gibi oldu. Birkaç yapıya daha ilham vermesi açısından, sonunda geldiğimiz noktanın ülke için öneminin de altını çizmek istiyorum. Şu açıdan çok doğru bir program oldu; bir kurum var, vereceği destekleri biliyor, kabul ediyor ama uzmanlığa da inanıyor, o yüzden bizi yanına çekiyor. Biz de ekosistemin çok yerine dokunan bir platform olarak görevimizi anlıyoruz, gidiyoruz, hızlandırma görevini HackQuarters’a veriyoruz, güzel bir mentör havuzu oluşturuyoruz. Belirli know-how’ın üstüne belirli esnekliklerle çok custom tailor bir program sıfırdan yazılıyor ve Türkiye için gerçekleştirilen en doğru ve güzel projelerden birine imza atıyoruz. Bu bence bizim ekosistem için 3-5 adım ileride bir hareketti. Gerçekten çok gururlu ve biraz da şaşkınım.
    MFC: Zaten bu bir ekibin “ben artık böyle çalışacağım” demesiyle oluşan bir şey değil. Bu iş için gerçekten çok önemli kurum içi sponsorların ve kurumun buna inanmış olması gerekiyor. Bizim en büyük avantajımız o. Genel Müdürümüz Adnan Bali ve bizim bağlı olduğumuz Genel Müdür Yardımcımız Yalçın Sezen, bizi teşvik ediyor ve desteklerini göstermek için burada da bulunuyor. Bu da hepimiz için bir örnek oluşturuyor. Bu anlamda 360 derece ilişki kurduğumuz herkesten çok büyük destek görüyoruz. Bütün bu kademelerden bir tanesinde bu destek olmasaydı veya kurumda bu anlamda bir mental yatkınlık olmasaydı bence bu kadar yol alamazdık. Banka içinde kimse kayıtsız kalmıyor, bence bizim şansımız bu. Ben bunu bu kadar rahat söylüyorsam gerçekten de arkadaki destekten kaynaklanıyor.

    Bu arada WorkUp programı, Kolektif House’un da tam büyüme zamanına denk geldi sanırım. “Gezegen senkronizasyonu” durumu burada da geçerli, değil mi?
    AO: Evet. Zamanlamayı tutturduğunuzda bazı konularda, bazı şeyler gerçekten çok kolay oluyor. İlk başta ofisle başladı İş Bankası burada ama karşılıklı itmelerle ve doğru yerde olmalarından dolayı bu projeyi yaratabildik. Zaten buranın görevi de gideceğiniz yolu hızlandırmak. Çünkü burada olmak şunu sağlıyor; aynı gün üç start-up’la, Ömer Abi’yle ve benimle görüşüp yarım saatte bir sürü insanla bir araya geliyorsun. Böylece tüm vakit ve enerji kayıpları elimine oluyor ve o işin kısmeti ve ulaşacağı top nokta neyse, hemen oraya ulaşmanı sağlıyor.
    Şunu da yaşadık; bazen bir örnek çok büyük değişimlere yol açabiliyor. Öyle bir kıymeti de var bu işin. Kurumların bugüne adapte olabilmeleri için bu kültürü anlamaları gerekiyor. İnovasyon, İK ve start-upların ekosisteme girmesi, bu işin çıktılarını oluşturuyor. İşin temelinde ise daha çok hızlanmak, esnemek ve yeni dünyaya kültürel olarak hazırlık var bence.
    MFC: Ahmet’in az önce verdiği örnekten yola çıkarak bir şey söylemek istiyorum. “Dış inovasyon” diyoruz. Aslında bizi bu noktaya getiren felsefenin temelinde bu var. Girişimlere yakın olmak istedik ama biz kurumsal bir firmayız. Kolektif House’la fark ettik ki kurumsal düşünce tarzından start-up düşünce tarzına gittiğimizde işin rengi birden farklılaşıyor. Kolektif House da aslında bir girişim. Bir fikir ortaya koyuyorlar ve bu fikre inanıyorlar. Değişik denemeler yapıyorlar, farklı ofisler açıyorlar, bir şeyler öğrenip o öğrendikleriyle farklı şeyler yapıyorlar, kendilerini bu anlamda geliştiriyorlar. Biz de felsefemizi girişimci gibi düşünme noktasına getirdiğimizde çok iyi anlaşmaya başlıyoruz.
    Mesela girişimlerin ilk piyasaya sürdükleri ürün, piyasada karşılık bulabilecek minimum üründür. “Ben harika bir televizyon yapacağım” deyip televizyonun iki sene boyunca yapımını beklemezler, onu zaten finanse etmek de zordur. Kurumsallık belki o noktada işe yarar. Ama girişim, “ben, şurası farklı olan bir televizyon yapacağım” der ve önce o farklı tarafını üretip onu piyasaya sunarak bir karşılık bulup bulmadığını anlar. “Evet bu tuttu, o zaman geri kalan kısmının da şöyle olması gerektiğini düşünüyorum” der ve ikinci, üçüncü parçasına geçer.

    Sizin buradaki o ilk ofisiniz de minimum ürün mü oldu?
    MFC: Evet. “Bu tuttu. Demek ki piyasada karşılığı varmış, değerli bir şeymiş” dedirten ve hepimizi o girişimcilik felsefesinde buluşturan şeydi. Arkasından devamı da geldi. Şu an ürüne yeni ve doğru parçalar ekleyerek büyüyoruz. Böyle düşünmemiz gerektiğini de biz burada bunları görerek, yaşayarak pekiştirdik.

    İlginç bir bakış açısı.
    AO: Gerçekten ilginç… Normalde kurumlar, manevra yapması zor olan, kültürünü kolay kolay değiştiremediğin yapılardır. Bizim kadar küçük şirketlerde bile, hatta şahıs olarak bile zordur manevra yapmak. Bir kumaşın vardır, bunu kolay kolay değiştiremezsin. Beni şaşırtan büyük nokta da İş Bankası’yla ilgili oldu ki kurumların bu start-up ekosisteminden en büyük alacakları da bu. Yeni kültürü birazcık koklayıp benimseyebilmek. Bizim gibi alanlar işini doğru yaparsa en büyük görevi de budur, Mehmet Bey’in dediği gibi. Biz bir altyapıyı temsil etmiyoruz ofis, kahve, havalandırma gibi. Biz burada bir kültürü temsil ediyoruz. Bence kurumlar tarafından tercih edilmesinin ve bence İş Bankası’nın da bu kadar kolay ısınmasının birinci derece sebebi de o kültür. Temsil edilen o girişimci kültürüne duyulan ihtiyaç. Beni şaşırtan ise o kültüre doğru dönüş hızı oldu.
    İş Bankası’ndan sonra bize bir ayda gelen kurum sayısı gerçekten arttı, o konuda da ön ayak oldular. Çoğu konuda belli yatırımlar yaparak hep bir trendsetter’lık görevini yerine getirmiş oluyorlar ve yaptığı işlerin de ilk yüksek ölçek versiyonunu her zaman onlar ortaya koyuyorlar. Bu çapta bir proje için büyük bir yatırım. En büyük yatırım olabilir. Ve en fazla ses getirenlerinden de biri.

    İş Bankası’nın da memnun ve gururlu olduğunu da söyleyebilir miyiz o zaman?
    MFC: Kesinlikle… Lafta ve kuru memnuniyetler olarak da ifade etmiyoruz. Biz ilk senemizde daha çok anlamak, bir şeyleri çözmek, ilk adımları atmak için bir kredi açmıştık kendimize. Getirisi olacağına emindik, bu getirileri de görmeye başladık.
    Onun ötesinde bizim içeride girişimlerle beraber yaptığımız, hayata almaya çalıştığımız işler de var. Onların da hayata geçtiğini gördükçe bir şeyler üretmenin keyfini de yaşıyoruz. Müşteri oluyoruz bazen. Bir girişim geliyor ve diyor ki “Benim bir ürünüm var”, alıyoruz ve kullanıyoruz. Çok da hızlı oluyor bu işler. Artık beklentinizi ortaya koyuyorsunuz, bir potansiyeli değerlendiriyor ve o potansiyele inanıyorsunuz. O inancın, potansiyelin gerçekten bir sonuca döndüğünü gördüğünüz zaman da diyorsunuz ki “Evet, yeni bir ekonomi şekilleniyor, biz de bunun bir parçasıyız yaptıklarımız başka kurumlar tarafından da örnek alınıyor.” Bu yapılırken de o rekabet kimseye zarar vermiyor, herkese fayda sağlıyor. Kurumsal firmalara da girişimlere de. Bir pastadan pay kapmak değil bu, yeni bir pasta oluşturmak. Çünkü buradaki çıktı, girdiyle sınırlı değil. Örneğin cam için kullanılan malzemeden çıkacak bardak sayısı belirliyken, aklın, zekanın, teknolojinin getirdiği nokta, çıktıyı o kadar çeşitlendirebiliyor, farklı noktalara getirebiliyor ve ondan o kadar farklı imkanlar oluşmasına yol açabiliyor ki o pastanın büyüme imkanının ne kadar geniş olduğunu görüyorsunuz. Bunun reel olduğunu gördükçe de çok büyük keyif alıyoruz.

    Mehmet Fahri Can
    İş Bankası Dijital Bankacılık Bölüm Müdürü
    Mehmet Fahri Can, Hacettepe Üniversitesi’nden MBA ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nden Elektrik ve Elektronik Mühendisliği derecelerine sahip. İş hayatına 1995’te İş Bankası’nda yazılım uzmanı olarak başlayan Can, 2005 yılında Müdür Yardımcılığı, 2009’da Birim Müdürlüğü unvanlarına getirildi. Can, Bankanın analitik platformlarının kurulmasında ve BT yönetişim yapısının mükemmelleştirilmesinde önemli görevler üstlendikten sonra, dijital kanal çözümlerinin geliştirilmesi süreçlerini yönetti. SoftTech Yazılım Şirketi’nde beş yıl Genel Müdür Yardımcılığı görevini yürüttükten sonra tekrar İş Bankası’na döndü. İş Net’te de 24 Mart 2016 – 21 Mart 2017 tarihleri arasında Yönetim Kurulu üyeliği de yapan Can, 25 Nisan 2017 tarihinden beri SoftTech Yönetim Kurulu Üyesi. Bir kısım faaliyetleri bireysel bankacılık odaklı olmak üzere, kanal stratejisi, müşteri deneyimi, inovasyon, müşteri analitiği alanlarından sorumlu olan Can, bankacılık çözümleri geliştirilmesi, yönetilmesi ve yönetişimi konularında 20 yılı aşkın deneyim sahibi.

    Ahmet Onur
    Kolektif House
    Hayatının büyük bir bölümünü başka ülkelerde yaşayarak geçiren Ahmet Onur, Ocak 2015’te kurulan Kolektif House’un kurucu ortaklarından. Onur, tasarruflu aydınlatma üzerine olan ilk şirketini, ABD’deki Babson Üniversitesi’nde girişimcilik ve ekonomi üzerine aldığı eğitim sırasında kurdu. Üniversite eğitimi sonrası, bir süre Kuzey Afrika’da çalışmaya devam etti. Türkiye’deki ilk girişimini kurmadan önce, dünyanın dört bir yanındaki paylaşımlı ve özel ofis alanlarını gezerek ilham aldı. 2015 yılının Ocak ayında iki yakın arkadaşıyla birlikte Kolektif House’u kurdu. Şu an toplamda 3 farklı lokasyonda, 700’ün üzerinde üyesi olan paylaşımlı ofis alanı Kolektif House’un kurucu ortaklarından.