Kentsel metabolizma

'Şehir metabolizmaları' çevreleriyle dengede olmalıdır. Bu şehir, metabolizmasının dışından minimum kaynak tedarik eder ve sınırları içerisindeki döngüden azami düzeyde fayda sağlar.

Bugün, insanlığın yarısını oluşturan 3,5-4 milyar kişi şehirlerde yaşıyor. 2030 yılında bu oranın %60’a yükseleceği öngörülüyor. Bu büyüme oranlarıyla, şehirlerle ilgili sorunların da artmaya devam edeceği bir gerçek; şehir geneline yayılmış trafik sıkışıklığı, sağlıklı ve güvenli konut eksiği, birbiriyle entegre olamamış yapılaşma alanları, altyapı ağlarındaki yetersizlik, mekansal planlamalardaki eksiklikler, dikey büyümeyle gelen sorunlar bunlardan bir kaçı olarak karşımıza çıkıyor. Çok hızlı büyüyen şehirlerimizde bu problemlerin çoğunu zaten yaşıyoruz. Bu sorunların sonuçları olarak hava kirliliği, yükselen şehir içi sıcaklıkları ve sera gazı sonucu oluşan global iklim değişiklikleri ise, sel baskınları, elma büyüklüğünde dolu taneleri, aşırı kar fırtınaları gibi biçimlerde ortaya çıkmaya başladı bile ve yapılan araştırmalara göre bu etkileri çok daha yoğun olarak hissedeceğimiz zamanlar hiç de uzakta değil.

Bu sorunların, şehirlerin geleceğimiz olduğu gerçeğini değiştirmediğinin bilinciyle Royal HaskoningDHV şehirlerin geleceğine inanıyor. Şehirler, düşünce, sanat, ticaret, kültür, bilim, hobi, üretkenlik, sosyal gelişim ve çok daha fazlasını içerisinde barındırması için kurulan merkezler olmalıdır ya da böyle olması için dönüştürülmelidir.

Önümüzdeki on yıllarda en büyük zorluk, doğal kaynakların en iyi şekilde kullanılmasında yatmaktadır. Gelecekteki koşulları öngörerek ve kent ayak izini sürekli olarak azaltarak tüm şehirlilere yüksek yaşam standardı sunan şehirler yaratmak asıl amaçtır. Bir başka deyişle; yerel, bölgesel ve küresel kaynakları aşırı tüketmeksizin içme suyu, gıda, enerji, konut, güvenlik, sağlık hizmetleri, rekreasyon ve ulaşım olanaklarına erişimin her şehirli için mümkün olduğu sağlıklı şehirler olmalıdır.

Peki çözüm;

2050 yılında bir şehir hayal edelim ve bu şehri bir metabolizma olarak düşünelim. Enerji ve su gibi tüm kaynak döngülerinin kapalı ve birbirleriyle entegre olduğu dairesel bir şekilde çalışması halinde şehirlerin yaşanabilir ve sağlıklı olacağına inanıyoruz. ‘Şehir metabolizmaları’ çevreleriyle dengede olmalıdır. Bu şehir, metabolizmasının dışından minimum kaynak tedarik eder ve sınırları içerisindeki döngüden azami düzeyde fayda sağlar. Kısaca kaynakları en verimli şekilde geri dönüştürerek kullanır. Kalan atıklar, iyi tanımlanmış ve minimize edilmiş olacak ve kentin sürdürülebilir iş modelleri doğrultusunda “başka yerlerde” kullanılabilecektir. Yakın zaman içerisinde güneş enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının şehirlerde kullanımında büyük artışlar beklendiğinden, arzdaki dalgalanmaları önlemek için bu yenilenebilir enerji depolanması gerekecektir. Ulaşım da bu depolanmış enerji kullanılacak, değerli hammaddeler ve biyokütle enerjiye dönüştürülmeyecek, havanın şartlandırılması ve taşınması için gereken enerjiyi en aza indirgemek için binalarda ve altyapıda kararlı mikro iklimler oluşturulacaktır.

Şehirlerde, kapalı küçük tarım alanları, çatı bahçeleri ve sofistike seralar vasıtasıyla şehir çiftliklerine bir geçiş yapılması gerekmektedir. Yeşil çevre, ayrıca kent iklimini geliştirecek ve düzenleyecek, akıllı yiyecek lojistiği (arz talep elektronik ortamında) yerel üretim ve yerel tüketim arasında en iyi dengeyi sağlayacaktır.

Organik atıklar ve tüm atık sular tamamen ortadan kalkacak, akılcı çözümler her akışın iyileşmesini ve yeniden kullanımını optimize edecektir.

Fütüristik bir rüya mı? Hiç değil – bu yaklaşım, ISS gibi uzay istasyonlarında zaten bir gerçek.

Royal HaskoningDHV 137 yıllık geçmişi, dünya genelinde 40 ülkede 100’ün üzerinde ofis, 6.000 çalışanı ve “toplumla birlikte gelişmek” sloganıyla dünyanın en önde gelen “mühendislik ve danışmanlık” firmalarından biri olarak “geleceğin şehirlerini” şimdiden tasarlamaktadır.