Dönüşümün bir parçası olmak

    Pek çok markanın işbirliğinden doğan bir proje olan Ferko Line, Kağıthane'de yükseliyor.

    Bünyesinde Four Points by Sheraton’u da barındıran Ferko Line projesi Kağıthane’de son dönemde öne çıkan ofis yatırımlarından biri. Ferko İnşaat Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Gökçe Meriçten, Four Points by Sheraton’ın Türkiye’deki stratejik partner yatırımcısı Er Yatırım Genel Müdürü Ferzan Çelikkanat ve projenin iç mimari tasarımını üstlenen Özer+Tulgan Mimarlık Kurucu Ortağı Emre Özer ile projeyi konuştuk.

    KUYAŞ ÖRS: Lokasyon seçimini de göz önünde bulundurarak, projenin nasıl gündeme geldiğinden bahsedelim mi?
    GÖKÇE MERİÇTEN: Projenin temelleri, bizim bir önceki yatırımımıza dayanıyor. Yedi yıl önce Metro Cash&Carry inşaası ile bölgeye ilk perakende grubunu taşıdık; Cendere aksı maceramız Papirüs Plaza’yla başladı ve Kağıthane’de ilk yatırım yapan grup olduk. Bu yatırımımız için Kağıthane’nin ilk canlandığı nokta diyebiliriz. Sonrasında kendi genel merkezimizi Kağıthane’ye taşıdık. O tarihten itibaren merkezi konumu ve ana ulaşım akslarına yakınlığı sebebiyle Kağıthane’de de ciddi bir gelişim başladı. Önceden sanayi fonksiyonunu üstlenmiş olması sebebiyle çok değerlenememişti; ancak sanayinin buradan kalkması bölgeyi bir anda canlandırdı. Bölgenin genelde fabrikaları barındırması, daha nitelikli büyük arsaların ve projelerin yaratılmasına da olanak sağladı. Biz zaten bölgeyi iyi biliyorduk, inandığımız ve gittikçe değerlenen bir bölgeydi. Ferko Line’ın olduğu arsayı baştan beri çok istiyorduk ve iki yıldır geliştirmesi üzerinde çalışıyorduk. Kağıthane’nin en merkezi yerinde, ana yola 300 m cephesi olan, önemli rekreasyon alanlarına bağlanan bir lokasyonda, iki yıllık bir geliştirmenin sonunda Ferko Line’ın ilk adımlarını attık.

    KÖ: Dana önceki projeniz bir ofis projesiydi. Bu projenin fonksiyonlarına nasıl karar verildi?
    GM: Ticari gayrimenkul üzerine ciddi bir know-how’ımız var. Bizim iki kimliğimiz var. Hem projeyi hayata geçiriyoruz, hem de yatırımcı olarak içinde kalıyoruz. Ticari gayrimenkullerimizin çoğunu elimizde uzun dönem tutup kiraya veriyoruz. O yüzden burada da bir ofis projesine imza atmak istedik. Özellikle ulaşım bağlantılarının güçlenmesi ve Levent – Maslak hattına bir alternatif arayışının olması bizi ofise yönlendirdi. Ofisin yanı sıra bir fonksiyon düşündüğümüzde ise bölgenin ofis ağırlıklı olarak gelişmesi ve merkezi konumu otel fonksiyonunu da öne çıkardı.
    Biz, projenin başında fonksiyonları ve işbirliği yapabileceğimiz potansiyel grupları belirleriz. Bu gruplardan kazan-kazan durumu yaratabildiklerimizle de çalışırız. Otel üzerine, bu projenin en başında Er Yatırım’la, Four Points by Sheraton’ı getirmek üzere masaya oturduk. Four Points by Sheraton’ı baştan dahil etmek, tüm projeyi çok daha iyi bir noktaya getirdi. Dört blokun biri Four Points by Sheraton, üçü ofis bloku, zeminde ise ticari üniteler var. Ticari üniteler konusunda merkezi konum ve cephe avantajımızı kullandık.

    KÖ: Emre Bey, iç mimariyi üstlenen firma olarak ofis ve otel bloklarına yaklaşımınızı anlatabilir misiniz?
    EMRE ÖZER: Bu proje, bizim Ferko ile şu ana kadarki ilk çalışmamız. Er Yatırım ile ise daha önce bir proje daha geliştirmiştik. Otel projesini tasarlarken Ferko ile görüşmelerimiz sonrasında ofislerin iç mimarisini de üstlendik. Birbiriyle alakalı ancak çok farklı iki kesime hitap eden projeler geliştirdik. Her iki fonksiyonda da tanıdıklık ve aidiyet hissini sağlamaya önem verdik. Ferko Line’da ofis blokları daha dinamik ve yuvarlak hatlı, birbiriyle akışkan bir geçişe sahip yapılar. Otel binasının ise daha katı ve güçlü bir hissi var. Bu özellikleri iç mekana da yansıtarak ofis binalarında daha dinamik bir tasarım yolu izledik. Ferko’dan bize verilen brief de otel tarzı bir girişi olan, arkadaş canlısı bir yapı olması yönündeydi. Bu brief, bizim düşüncemizle de çok örtüştü. Çünkü artık insanlar ofislerin daha sıcak, huzur veren yerler olmasını istiyorlar. Biz de tasarımımızı bu düşünceyle, girdiğiniz andan itibaren kendinizi evinizde hissedebileceğiniz, küçük toplantılarınızı yapabileceğiniz, beklerken keyifli zaman geçirebileceğiniz şekilde gerçekleştirdik.
    Otelde ise insanlar odalarda sınırlı vakitlerini geçiriyorlar. Bu birkaç saat içinde insanlara optimum konforu sunmanız gerekiyor. Otelde de çıkış noktamız bu oldu.

    KÖ: Sheraton’ın kendi bir takım kriterleri mevcuttu sanıyorum.
    EÖ: Vardı, ancak Er Yatırım’dan gelen taleplerle de ilerledik. Sheraton’ın Four Points markası, çok esnek bir marka. Direttikleri çok fazla şey yok. Bu tasarım brief’i de bize Er Yatırım’dan geldi, biz de onu geliştirdik. Dolayısıyla hem ofis hem de otel tarafında birbiriyle alakalı ancak farklılıklar da içeren, binaların dışını da içine alan tasarımlar gerçekleştirdik. Bu anlamda bu akstaki diğer yapılardan da ayrıştığını düşünüyorum.

    KÖ: Ferzan Bey, siz kendinizi markalı gayrimenkul geliştiricisi olarak tanımlıyorsunuz. Bu projeye de anladığım kadarıyla hem geliştirici hem de yatırımcı olarak dahil oldunuz.
    FERZAN ÇELİKKANAT: Er Yatırım olarak 2015 yılında yola çıktığımızda hedefimiz, 10 yılda 20 otel projesiydi. Hedefimiz olan projeleri, “orta ölçekli, şehir içi, markalı iş oteli” olarak tanımladık. Bu tanımı ortaya koymak, bize ciddi bir alan araştırması ve tanımlaması kolaylığı da getirdi ve içinde yer almamızın uygun olduğu ölçek ve bölgeler öne çıktı. Stratejik işbirliği ortaklığı yaptığımız Four Points by Sheraton markasının da her ne kadar iç mimari anlamda bağlayıcılıkları olmasa da kütlesel olarak bir takım kriterleri var. 120-110 odanın altında olmaması, belirli bir toplam inşaat alanının sağlanması gibi. Bütün bu kriterleri düşünerek, markayı İstanbul’dan pazara sokmak hedefiyle bir arayış içine girdiğimizde karşımıza belirli zonlar çıktı. Otel projelerimizden birini İzmir’de, diğerlerini Ataşehir Finans Merkezi’nde ve Kartal’da gerçekleştirdik. Dördüncüsünü hayata geçirmek için ise “orta ölçekli, şehir içi, iş oteli” tanımına uygun olacağını gözlemlediğimiz Kağıthane Bölgesi’nde bir arayışa girdik. Bu bölge, aslında Haliç’ten Kemerburgaz’a kadar uzanan bir aksta yer alıyor. Burada yoğunlaştığını gözlemlediğimiz ofis ve iş trafiği ve güçlenen ulaşım bağlantılarını değerlendirdirerek potansiyel fırsatları araştırdık. Çok sayıda proje ile görüştük.
    Ferko Line; yapı içinde tamamlayıcı bir ürün olmanın getirdiği avantajın yanı sıra, partnerin Ferko olması nedeniyle öne çıktı.
    Biz hiçbir zaman inşaatçı olma hayaliyle yola çıkmadık, hep yatırımcı olarak kalmak istedik. Bu da belli yükler için dışarıdan hizmet alma zorunluluğu doğurdu. Bu konuda deneyimli bir partner olan Ferko’nun projenin mihmandarı olması, projenin bizim istediğimiz ölçeklerle uyuşması ve Kağıthane’nin Maslak’a alternatif olacak derecede gelişen ve ulaşım bağlantıları güçlenen bir bölge olarak öne çıkması, burada olmak istememize neden oldu. Four Poins by Sheraton markasının lüks değil ancak bütün ihtiyaçlara karşılık veren, özellikle beyaz yakalı şirket misafirlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak bir yapısı var. Bu yapı da Ferko Line’ın planlaması ile çok örtüşüyor. Bütün bunları düşündüğümde çok karlı bir işbirliği olduğunu düşünüyorum.

    KÖ: Ferko Line karma bir proje. Ofis, otel ve ticari alanların kendi içinde çeşitli ağırlıkları var. Cadde mağazacılığına ve sokak hayatını içeri almaya yakın bir durum tarifleniyor. Dört blok oluşturmak, buradaki parselasyondan kaynaklı bir tercih miydi? Çevreye bakınca aslında sokaktan gelecek yaya trafiğini çok da beklemediğinizi görüyorum. Bu anlamda süreci anlatabilir misiniz?
    GM: Açıkçası projeyi şekillendirmeye başladığımız anda da büyük bir kütle istemiyorduk. Zaten Er Yatırım’la yürütülen süreçte de otelin kurgusunu tamamen ayrı olarak tasarlandı. Belediyeden gelen sınırlamalar da vardı.
    Ticari fonksiyon burada bizim için olmazsa olmazdı. Burası Kağıthane’nin yeni gelişen bir bölgesi değil, en gelişmiş bölgesi. Aslında gelişmiş bir adanın son parsellerini topladık. Buradaki eksikliği, insanların gideceği bir yer olmadığını gördük. Kapalı devre bir ticaret kurgulamak istemedik. Bu yüzden yekpare, yoğun, büyük bir kütle yerine; daha çok cephe çıkarmak amacıyla da, bölünmüş, ara caddeleri, oturma alanları olan bir ticari alan kurgusuna yöneldik.
    Blokları da firmaların blok olarak veya iki tane firmanın girebileceği bir şekilde tasarlamaya çalıştık. Bugün satışta da kiralama esnasında da firmaların münferit olarak gelip tabelalarını asıp komple kiralayabileceği, belli bir metraj içinde kalmaya çalıştık. Fonksiyonları da ona göre değerlendirdik. Çok büyük kütleler yaratmaya değil, daha insani boyutlarda kalmaya çalıştık. Bu da mimariye ve emsal hesaplarına yansıdı. Sınırları sonuna kadar zorlamadık. Önemli olan projenin düzgün çözülmesi, doğru kullanıcıyla buluşması ve bir hikayesinin olması. Bunları yarattığınız zaman doğru bir proje ortaya çıkıyor.

    KÖ: Türkiye’de gayrimenkul maalesef yalnızca inşaat üzerinden algılanıyor. Halbuki inşaatı gerçekleştirdikten sonra binanın belli bir ömrü var. Dolayısıyla gayrimenkulün işletilmesi tarafı çok önemli. Siz de Ferko Line’da işletmeci olarak kalmaya devam edeceksiniz.
    GM: Bina yönetimlerinde genellikle kalıyoruz. Bizim en büyük avantajlarımızdan bir tanesi de bu. Özellikle ticari gayrimenkulde yapılabilecek en büyük hatalardan biri, uzun vadeli olarak bakmamak. Projeyi geliştirirken en başından sonuna kadar varız. Bildiğimiz iş bu. İşletmeci olarak da içinde kalıyoruz. Geliştirme aşamasından itibaren bu konuları düşündüğümüz için bina hayata geçerken güvenlikten temizliğe kadar birçok detay zaten projenin üzerinde çözülmüş oluyor. Bina bittiğinde de bu durum, aidat ve binanın düzgün yönetilmesi olarak kullanıcılara geri dönüyor. Malzemeler elbette önemli, ancak altın da kaplasanız bina doğru yönetilmiyorsa bu kullanıcılara yansıyor.
    Er Yatırım’la güzel bir elektrik tutturduğumuzu düşünüyorum. Olabildiğince kendi yapımıza yakın gruplarla projeler gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bunun da artısını hem kısa hem de uzun vadede görüyoruz.

    KÖ: Oldukça belirgin bir A+ ofis kullanıcısı profili görüyoruz burada. Projenin programı, tipik bir ofis projesinden farklı olarak, yeni trendlere yönelik başka rekreasyon fonksiyonları da barındırıyor. Bu tür fonksiyonlar ofisle nasıl bir araya geldi, siz bunları düşünürken gözünüzde nasıl bir kullanıcı profili canlanıyordu?
    EÖ: Ofis kullanıcılarının ihtiyaçları gerçekten enteresan. Aslında kurumsal firmalar, size bir taleple geliyor. O talep de genellikle, daha önce yapılmış ve bir şekilde başarılı olmuş farklı ofisleri içeriyor. Yani aslında çoğu kullanıcı, size kendi özgün isteğiyle gelmiyor. “Google ofisi” miti var, biliyorsunuz. O tür bir ofis de ilk defa yapılmıştı ve işe yaradı. Özellikle Y kuşağı herkesle elindeki cihazla haberleşiyor, her şeyden haberdar olmak istiyor. Artık dendi ki “Bu insanlar için bir masaya ihtiyaç yok, her yerde işini yapabilir”. Bu tür ofislerde bunu yumuşatmanız gerekiyor. Çünkü işveren size “Google ofisi gibi bir ofis istiyoruz,” dese de kendisi için verimli olup olmayacağından çok emin olamayabiliyor. Her işin kendi ihtiyacı ve farklı bir yapısı var. Biz ilk başta tavsiyelerde bulunuyoruz ama çoğunlukla müşterilerin istediği yönde giden bir süreç oluyor.
    Burası için süreç biraz daha farklı gitti. Burada kaliteyi yansıtmak istedik. Bu proje bu aksın en kaliteli projesi olsun. O kaliteyi sağlandığı zaman Google ofisi isteyen de mutlu olacak. Çünkü bu tasarım insanlara optimum konforu verecek, hiçbir şekilde batmayacak, geleni de rahatsız etmeyecek bir tasarım.
    Burada insanların bilardo oynayabilecekleri bir hobi odası var. Daha küçük ofis alıp tamamını iş alanı yapanlar hobi odasında vakit geçirebilecek. Aynısı lobiler için de geçerli, insanların ofislerinden çıkmaları, binayı terk etmek zorunda kalmadan sohbet etmeleri için. Hepsinin ortasını bulmuş olduk.

    KÖ: 21. Yuvarlak Masa Toplantımızda ofis alanlarında hem kuşaklar arası çatışma hem de lokal ve global firmalar arasındaki anlayış farklılıklarına değinildi. Size verilen brief’te bir optimum var anladığım kadarıyla, ancak sizin bahsettiğiniz türde konforu arayan global firmalarmış gibi geliyor bana. Öyle bir kullanıcı profili var mıydı kafanızda?
    EÖ: Artık Türkiye’deki birçok firma da kendini kurumsal kısma yerleştirmek istiyor. Dolayısıyla çok büyük yabancı bir firma bir şey yaptığı zaman yerli firmalar da onu takip ediyor. Bu mimariye de yansıyor. O iki profil arasında tabii ki fark olur. Bu çatışmayı da biz lobileri tasarlayarak engelliyoruz.
    Bir de bu ofisi sadece çok genç, farklı firmalara kiralayacağız gibi bir hedefimiz olsaydı zaten bu mimari de olmazdı. O zaman küreler, renkler görürdük. Siz zaten bu projeyi ve yatırımcıyı gördüğünüzde ne istediğini anlıyorsunuz. Ardından da zaten o tarz profiller binaya yerleşiyor.
    Burası hiçbir zaman bunlara uymayan birilerinin gelip yerleşeceği bir yer olmayacaktır. Konut da ofis de olsa, mimari tasarımla yerleştirdiğiniz felsefe ile müşteriyi zaten tanımlamış oluyorsunuz.

    KÖ: Walter Knoll ile nasıl bir ilişki var? Sadece mobilya olarak mı gündemde?
    EÖ: Walter Knoll, dünyanın en iyi mobilya firmalarından biri. Muazzam bir işçilik tecrübesi ve kalitesiyle çok ciddi bir geçmişi var. Bu projede de bizim tasarladığımız ürünlerde Walter Knoll’un getirdiği bir esinlenme söz konusu. Çünkü Walter Knoll’un yanına koyacağınız ürünler, onunla zıtlaşamaz.

    KÖ: Ferzan Bey, Four Points by Sheraton binası binanız projeye eklemlenmiş vaziyette. Buraya gelen misafirler de projenin sunduğu birçok fonksiyondan faydalanacak. Oysa size dışarıdan gelen kullanıcının oranı belki de daha fazla olacak. Bu durum geliştirme aşamasında nasıl kararlara yol açıyor? Hem kapasiteyi belirlerken, hem projeyi tanıtırken hem de işletirken ne tür kararlar alıyorsunuz?
    FÇ: Otelcilik, gelirler değil, giderler doğru kontrol edilerek para kazanılacak bir operasyon modeli. Türkiye’de otel yatırımların en büyük hatası da buradan başlıyor. Bugün konjonktürel, coğrafi pek çok konu gelirlerinizi etkileyebiliyor. Biz yatırımları yaparken arazi maliyetiyle birlikte lokasyonuna göre, arazi maliyetine göre yaklaşık bir geri dönüş süresi hesaplıyoruz. Bir takım iniş çıkışlar kaçınılmaz olsa da işin başında giderleri doğru kontrol etmek lazım. Bunun ilk noktası da doğru bir yatırım modeli. Biz yatırımlarımızda “ego investment” olarak hareket etmiyoruz.
    Türkiye’de otelciliğin en büyük sorunlarından biri, markalara olduğundan fazla rol biçmeleri. Bugün Avrupa’da pansiyon ayarında bir firma, Türkiye’de 5 yıldız ayarında bir yatırım maliyetiyle karşılaşıyor. Bu da sürdürülebilir bir model olmuyor.
    10 yılda 20 otel yapma hedefiniz olduğunda, alacağınız makyaj aynasının 2-3 Avro’luk bir farkı bile çok büyük bir yekun tutuyor. O yüzden bu yatırım modelleri hiçbir zaman bulunduğu alana özel tasarlanmıyor. Daha geniş bir kullanıcı kitlesine hitap ediyor. O yüzden biz ilk önce giderimizi doğru bir inşaat firması, geliştirici partner, mimar, malzeme seçerek planlıyoruz. Bunu doğru kontrol edip hedefleri doğru verdiğiniz zaman, bir yatırıma gerektiği kadar bir muamele gösterdiğinizde, onun üzerine oluşan gelirler zaten belli bir ivme oluşturup yatırımı yürütüyor. Bu bina, kimi zaman ofis binalarından beslenecek, kimi zaman Haliç Kongre Merkezi’ne kadar uzanan bir akstaki diğer misafirlerden. Ama bir hiçbir zaman Kağıthane’de büyük paralar kazanmak, Ferko Line içindeki ofislerden potansiyel yakalamak gibi bir hayalle hareket etmedik. Bizim önceliğimiz sürdürülebilir, karlı bir bina yapmak, Giderlerini kontrol edebildiğimiz bir bina yapmak, ondan sonra ürünlerimizi kendi markamıza güvenerek oluşturmak.
    Bunun en trajik örneği Basın-Ekspres’te yaşandı. Bir hastanenin karşısına 10 tane eczane açar gibi pek çok otel inşa edildi. Bu yüzden de oradaki rekabet, o bölgedeki potansiyeli yakalamak üzerine değil, fiyatları kırmak üzerine oluştu. Bu da topyekun bütün ülkenin imajını aşağı çeker. Biz yatırımları planlarken belirli bir metrekare yatırım maliyet hedefi koyuyoruz. Emre Bey ile çalışırken de rakamlara birlikte dikkat ediyoruz. Buna dikkat ettiğinizde artık gelirin nereden geldiği sizin yeteneğinize bağlı oluyor ve şans faktörünü minimize etmiş oluyorsunuz.
    Projenin bütünsel kimliği de çok önemli. Betona, mermere çok güzel yatırım yapılmış olsa da içindeki kullanıcılar o kimlikle örtüşmeli. Buradaki dükkanların da otel markasına eşdeğer olmalı. Bütünsel olarak sinerjiyi yarattığımızda, özellikle bu bölgede, gelirler konusunda endişe taşımıyorum.

    KÖ: Bunun gibi bir yapıya dahil olmak, arsayı satın alıp üzerinde tek başına geliştirme yapmaktan maliyet olarak daha uygun anladığım kadarıyla. Ama asıl kazanım markaların birbiriyle olan dayanışmasından kaynaklanıyor, değil mi?
    FÇ: Tam olarak öyle denemez. Her yer için geçerli değil. Bu tür yapıların kendi işletmesel maliyetleri de var. Aslında Walter Knoll’un bu projeye girmesinin Four Points by Sheraton’ın girme nedeninden bir farkı yok. İyi, doğru, lokasyona uygun markaların bir araya gelmesi hem satışa, hem kiralamaya hem de yaşam tarzına yansıyor. Doğru bir fonksiyon ve marka karması ve hatta trafiği kaldırabilecek altyapı da bunun bir parçası.

    KÖ: Bunun bir üst aşaması da Kağıthane’nin marka bilinirliği, imgesi. O da zamanla dönüşerek bu türden projeleri kaldırır hale gelecek.
    FÇ: Kağıthane’nin kalkınmasında, imajının oluşturulmasında ve konumlandırılmasının yapılmasındaki kaldıraç, öncü de bence bu proje. Ferko Line, boyutu ve ana aks üzerinde olması itibariyle ciddi bir kaldıraç etkisi yaratacak. Ferko’nun daha önceden Kağıthane’de faaliyet göstermiş olması da büyük avantaj.

    KÖ: Satılan ve kiralanan alanlar arasında nasıl bir oran söz konusu? Ne tür markaları burada görmek istiyorsunuz?
    GM: Ağırlıklı olarak son kullanıcıya satmaya çalışıyoruz, genellikle de son kullanıcı bizi bulur. Projenin içinde kaldığımız, ürün olarak da biraz üst segment kaldığımız için müşterilerimiz de uzun vadeli bakarlar. Ticari olarak yap-sat kurgusu belki daha çabuk sonuç verse de biz ömür boyu kulaklarımızı çınlatmak istemiyoruz.
    Kağıthane’de ofis arzının fazla olduğu yönündeki sorulara da şu şekilde bakıyorum: Doğru, boşluklar var. Ancak boşluğun görüldüğü binalar 10 sene sonra da boş olacak. Çünkü yanlış kurgulanmışlar, bu arz-taleple alakalı bir konu olmaktan çıkmış. Kente zarar veren kurgular söz konusu, bugün de zaten hastaneye, okula döndürülmeye çalışılıyor.

    KÖ: Buradaki kat karşılığı durumda var olan mal sahipleri sizin bilfiil ortağınız mı?
    GM: Değiller. Bütün yatırımı biz yapıyoruz. Onlar da gayrimenkulleri mülk olarak tutuyorlar. Bir kısmı zaten buraya taşınacaklar. Dediğim gibi son kullanıcı ve yatırımcı matematiğine bakıyoruz. Sektörün bunu anlaması lazım biraz daha. Çok daha katma değerli, hikayesi olan projeler yapmak gerekiyor. Odak artık fiyattan projenin mantığına kaymaya başladı. İyi bir gayrimenkul olmalı, ilk tercih edilen olmalı, rakiplerinden ayrılmalı.

    KÖ: Düzenli olarak buraya yatırım yapan bir firma olarak Kağıthane Belediyesi’yle aranız nasıl?
    GM: Dediğim gibi biz burada sekiz yıldır varız. Beş yıldır da genel merkezimiz burada. Kağıthane’de bu anlamda bir istikrar var. Başkan ve kadroları hem güçlüler, hem de oturmuş bir düzenleri var. Belediyecilik anlamında hakikaten çok şeffaflar. Vizyon sahibi olmaları da bizim şansımız. Sheraton gibi farklı markaların gelmesine de sevindiler. Hem belediyenin kazandığı firmalar açısından hem de biz vizyoner bir belediyeyle çalıştığımız için kendimizi şanslı hissediyoruz.

    KÖ: Aslında adı konmayan bir kamu-özel işbirliği var burada.
    GM: Bu biraz sizin duruşunuzla da alakalı. Belediyecilik zor bir iş, çok fazla kişinin duruşuna bağlı. Biz rant odaklı hareket etmediğimiz için, vizyonumuzu açık tutup işimizi en iyi şekilde yapmaya çalıştığımız için bu sinerji yakalanabildi. İyi bir şey yaptığınızda bunun karşılığını alıyorsunuz.

     

    GÖKÇE MERİÇTEN
    Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, FERKO İnşaat
    1978 İstanbul doğumlu olan Gökçe Meriçten, Özel Saint Benoit Fransız Lisesi ve Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitirdi. Üniversite eğitiminin ardından FERKO’da işe başlayan Meriçten, halen şirketin Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini yürütmektedir. İyi derecede Fransızca ve İngilizce bilen Gökçe Meriçten, evli ve 2 çocuk babasıdır.

    FERZAN ÇELİKKANAT
    Genel Müdür, Er Yatırım, Turizm ve İnşaat
    ABD’de Southern States University’de MBA yaptı. Profesyonel iş hayatına ABD’de Marriott Hotel’de başlayan Çelikkanat, otelcilik alanında çeşitli görevler aldı. 2005-2010 tarihlerinde Astaş Holding firmasının Genel Koordinatörlük görevini icra etti. Bu dönemde Kempinski Residences, Astoria AVM, Kempinski Bellevue, Armani Project ile Anantara Spa projelerini hayata geçirdi. 2010 yılında Divan Grubu’na transfer olarak İş Geliştirme Müdürlüğü görevini yürüttü.
    2012 yılında Er Yatırım Turizm ve İnşaat’ın Genel Müdürü olarak Er Yatırım bünyesinde, 300 milyon Dolar değerindeki markalı otel gayrimenkul portföyünü oluşturmak üzerine faaliyetlerde bulunan Çelikkanat, hali hazırda 6 adet markalı otel projesi geliştiriciliği, yatırımcılığı ve işleticiliği faaliyetlerini yürütmektedir.

    EMRE ÖZER
    Kurucu Ortak, ÖZER+TULGAN Mimarlık
    Bilkent Üniversitesi Mimarlık Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’nden 2002 yılında mezun olan Emre Özer, aynı yıl ABD’ye giderek 1 sene boyunca Massachusetts College of Art & Design, School of Architecture’da mesleki eğitimine devam etti. Okul döneminde Eren Talu ve Can Çinici’nin yanında stajını yapan Özer, 2003 yılında iç mimar olarak Erko İnşaat’la çalışmış, aynı yıl iç mimar olarak Tabanlıoğlu Mimarlık’ta çalışmaya başladı. 2006 yılında Emre Özer adıyla kendi firmasını kurdu. 2007 yılından bu yana mesleki çalışmalarını Özer+Tulgan Mimarlık Proje Danışmanlık adı altında Tayfun Tulgan ile beraber sürdürmektedir. İngilizce ve İtalyanca bilmektedir.