Yoksa kentsel dönüşüm bu mu?

    Yoğun dokulu tarihi Hacımimi Mahallesi'ndeki dönüşümü SANALarc’tan Murat Şanal, Ceneviz Gayrimenkul’den Melih Aldatmaz, Boyvadaoğlu Gayrimenkul’den Eyüphan Boyvadaoğlu, Berkolon Gayrimenkul’den Osman Çilsal ile konuştuk.

    Hacımimi, Karaköy’e komşu yoğun dokulu tarihi Beyoğlu mahallelerinden biri. SANALarc mimarlık ofisi bu mahallede birbirine yakın birkaç küçük ölçekli konut projesini farklı yatırımcı-geliştiriciler birlikte eşzamanlı yürütüyor. Tarihi bir mahallenin dokusu gözetilerek modern tasarım kriterleriyle nasıl proje geliştirme yapılır; SANALarc’tan Murat Şanal, Ceneviz Gayrimenkul’den Melih Aldatmaz, Boyvadaoğlu Gayrimenkul’den Eyüphan Boyvadaoğlu, Berkolon Gayrimenkul’den Osman Çilsal ile konuştuk.

    KUYAŞ ÖRS: Öncelikle biraz bağlamdan bahsedelim dilerseniz: Hacımimi, Beyoğlu Bölgesi içinde nasıl konumlanıyor?
    MURAT ŞANAL: Hacımimi, Tophane ile Beyoğlu’nun eşik bölgesindeki büyük mahallelerden biri. Tophane, Karaköy ve Galata’nın merkezine kadar uzanan ilginç bir dokusu ve geçmişi var. Eski bir Ceneviz kentinin sahiline doğru inen bir yamaçta.
    Galataport adıyla bilinen Salıpazarı Kruvaziyer Liman Projesi’ne de yakın. Ben limanın yenilenmesinin de kente güzel bir enerji getireceğine inanıyorum. Çünkü sahildeki kullanımı aktive edecek. Bütün gelişmelerin ve geliştiricilerin aktif yerler yaratma ruhu bence çok önemli. Hacımimi’deki geliştiriciler de böyle: Bölgede kendi içine kapanık değil, bulunduğu yerle bağlarını mümkün olduğunca güçlendiren konutlar, iş yerleri, yerine göre karma kullanımlı işlevler geliştiriliyor.
    Hacımimi’de neden odaklandığımıza gelince… Hacımimi Bölgesi, tarihte limanı besleyen tüm hizmetlerin konumlandığı bölge: Eski kayıkhane tamircileri, gemilere kahve ve tütün veren depolar, limana hizmet veren ufak metal işleri yapanlar, bölgedeki hizmete ve tedariğe yönelik alışveriş yapan tacirler burada bulunuyor. Tarih içinde sonra çeşitli şekilde evriliyor, uzunca bir dönem de sahipsizleşiyor. Ancak yakın dönemde, 1990’lardan itibaren kent merkezlerinin cazibesinin, kent yaşamındaki ortak yerlerin kullanımının ve kentteki güvenin ve güvenilirliğin artmasından dolayı, atıl kalmış yerlerin daha geçirgen ve gelişken olduğu döneme geliyoruz. Bölgedeki yapıların bir kısmı film stüdyoları olarak kullanılmış, bir kısmı ise sahipsiz binalar. Belli adalarda ise noksanlar var.
    Kent içinde, mevcut yapı stokunda zaten bir değer var. Bunlar bir şekilde güncellenmeli, yenilenmeli. Bu demek değil ki daha fazlasını, yükseğini yapalım ama güncellenmesinden bile bir değer yaratılacağını düşünüyorum. Kent içine odağımız da o yüzden.

    Parçadan bütüne gitmek

    Bölgeye baktıktan sonra burada pek çok noksanın olduğunu ve bu noksanların tamamlanarak bir bütüne ulaşılmasını öngördük. Bütünden parçaya değil de parçadan bütüne gitmek, yani bir bütün kavramı ile parçaları geliştirmek konusunda stratejik olarak düşündük. Belli bir yer odağında pek çok tekil geliştirme söz konusu. Geliştiricilerin hepsi de birbiri ile destek temasında. Aynı şey tasarım için de geçerli: Oradaki ana tasarım profesyoneli biz olsak da başka arkadaşlarımızla da iş birliği içindeyiz.
    Dolayısıyla amacımız noksanları tamamlamak ve hem bütün katılımcıların kentin mevcut değerlerinden faydalanmasını sağlamak hem de kente aidiyet ve kent ilişkisinden dolayı bu yaşamda da bir değer yaratılmasını sağlamak. Bunlar da balkonlar, yumuşak cepheler, manzaralar, kullanıma geçmemiş arkadaki ölü alanlarda bahçeler yaratarak sağlandı. Bazı konumlarda da komşularımızla da konuşarak geçitler yapma fırsatımız oldu.

    KÖ: Osman Bey, sizin bölgedeki ilk projeniz değil.
    OSMAN ÇİLSAL: Bizim bölgeyle tanışmamız Şişhane Park’ı yaptığımız zamanlara dayanıyor. Galataport o zamanlar başlamaya yakındı. Dönüşümünü tamamlamamış tek bölge olarak Galata Kulesi ile Galataport arasında kalan alan öne çıkıyordu. Üstelik İstanbul’un en merkezi yerlerinden. Kentin daha çok gelişeceği bir yeri olduğu herkes tarafından biliniyordu; nitekim alanda satılık bir ürün de bulamıyorsunuz, hep kat karşılığı aldık. Kimse satıp gitmek istemiyor.
    Galataport yapılıyor, ancak yakın çevresinde gerçekten nitelikli konut yok. Galataport’a yakın bir yerde yaşamak istiyorsanız büyük ihtimalle bizden bir konut alacaksınız. Biraz yukarıda Tomtom var, bir de burada biz varız.
    Türkiye’de parsel birleştirerek geliştirme yapmak çok zor. Ayrı ayrı daha güzel bir doku oluşturabildiğimizi görünce de bu yola gittik. Bu şekilde komşuluk geliştirmeye de çalışıyoruz. Zaten artık bir hikayeniz olmadan yaptığınız işin hiçbir anlamı yok.
    Tabii bölgenin kısıtları da var. Her şeyden önce sit alanı. Sit alanında bütün kurallar değişiyor. Binayı yıkarken bile kurul onayı almanız gerekiyor. İdari süreçler çok karışık, ondan dolayı uzun sürüyor. Ancak kentin bu kadar içinde geliştirme yaparak yaptığımız şeyin hiçbir zaman değer kaybetmeyeceğine inanıyoruz. Bu motivasyonla çalışıyoruz.
    Tasarımın önemi en çok Beyoğlu’nda ortaya çıkıyor. Ben Nişantaşı’nda da kat karşılığı geliştirme yapıyorum. Bu bölgenin sakinleri kadar tasarımdan anlayan bir kitle yok. Herkes ne istediğini biliyor, zaten o algı olmasa orada yaşamak istemez. Bu yüzden burada çok iyi bir tasarım ve üretim yapmak zorundasınız, çünkü gelen kişi bunu sorguluyor ve anlıyor.
    Buradaki en büyük avantajımız beş yıl önce bu alanın farkına varmış olmamız. Bu lokasyonun gayrimenkul geliştirme açısından şu kolaylığı var: Binaların sahibi hep tek. Bu durumda geliştirmek çok daha kolay. Çünkü mal sahibi iyi bir şey yapıldığı zaman, bazı şeylerden fedakarlık yapıldığı zaman daha değerli olacağını anlıyor. Anlaşmak çok daha kolaydı bizim için. Bu yüzden bir anda ruhsat aşamasında veya yapılan bu kadar bina ortaya çıkabildi.
    Bölgede yaklaşık 300 yeni konut ünitesi çıkacak. Bu bölge için çok ciddi bir rakam.

    KÖ: Melih Bey, siz nasıl dahil oldunuz bu projeye? Bir de aslında orada bazı binaların korunarak, restore edilerek geliştirme yapıldığını da görüyoruz. Nasıl bir yöntem izliyorsunuz yatırımcı olarak?
    MELİH ALDATMAZ: Biz bundan altı yıl önce bölgenin en tarihi apartmanlarından Doğan Apartmanı’nın yanında bir gayrimenkul almıştık. Bölgeye gidip gelirken farklılığını hissetmeye başladık. Aslında bizim bir bina yapma, geliştirme niyetimiz yoktu. Ama mahalleye, bölgeye dokunduğumuzda konjonktür ne olursa olsun bölgede her şeye rağmen tutunan bir kesim olduğunu hissettik. Üstelik bölgeyi öyle sahiplenmişler ki oradaki butik ve mağazalardan alışveriş yapma, Murat Bey’le beraber planladığımız zemin katları yaşatmak zorunluluğunu bile hissediyorlar. O kesim de bölgeyi farklılaştırıyor. Farklı yaş gruplarından insanların karıştığı, beraber yaşamaya çalıştığı, mahalle dokusunu koruyan inanılmaz sinerji de bizi etkiledi. Bunun üzerine gayrimenkul yıkıp yapacağımız iki lokasyon araştırıp bulduk, onları dönüştürmeye başlıyoruz.
    Bölge hızlı bir şekilde değişiyor. Türkiye gayrimenkul sektörünün geçtiğimiz dönemde kazandığı hıza rağmen, buradaki sit alanı durumu ve inşaat sürecindeki zorluklar bölgede yenilenmesini geride bırakmış. Bu da bizim için bir fırsat oluşturdu. Şimdi bunun için mücadele ediyoruz. Amacımız sadece bina yapmaktan ibaret değil. Dokuyu ve bölge kültürünü, bizi ayrıştıracak veya bütünleştirecek değerleri yaklaşık iki sene çalıştık. O bölgenin dokusundan kopmayan, bir ruhu olan binalar geliştirdik. O ruh sayesinde müşteri kitlesi de bizi dışlamadı, aksine çoğu noktada sahiplendi. Onun için bölgenin geleceğini çok daha iyi görüyoruz.
    Bölgede yaşayan yaratıcı mesleklerle uğraşan kesim orada yaşamanın yanı sıra çalışmak da istiyor. O dokunun içinde nefes almak istiyor çünkü o doku onlara bir şeyler katıyor. Bu bağlamda Galataport’la beraber de bölgede gerçekten değişim olacağına inanıyorum.

    Bölgede yatırım yapmanın handikapları üzerine

    KÖ: Eyüphan Bey, siz bölgede görece yeni olduğunuzdan bahsettiniz. Bölge sizin için yeni bir potansiyel ve dolayısıyla riskleri beraberinde getiriyor. İstanbul’un başka yerleriyle karşılaştırdığınızda bu bölgeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
    EYÜPHAN BOYVADAOĞLU: Bölge, İstanbul’un müstesna bir bölgesi. Şehir merkezi, ulaşım son derece kolay. Arz-talep dengesi açısından kısıtlı alanda niş bir proje yapmanız lazım. Bu bölgenin, dokusundan dolayı özel kullanıcıları var. Entelektüel düzeyi yüksek olan, daha önce o bölgede yaşamış veya o bölgede maalesef yeterince arz bulunmadığından dolayı o bölgeye gelememiş insanlar. Hem tarihi doku içinde yaşamak hem de kendilerini farklı hissettirmek istiyorlar. Yatırım anlamında handikapı ise şu: İnsanlar çok seçiciler. Daha önceki deneyimlerini ya aynı şekilde ya da üstüne koyarak yaşamayı bekliyorlar. İstanbul’un belli lokasyonlarında insanlar her şekilde bir ürün satın alabiliyorlar. Ama bu bölgede böyle bir şey yok. Yatırımcının neredeyse işin %80’ini, belki %100’ünü bitirdikten sonra satışa başlaması durumu var. Kullanıcı ürünün içine girip, orada hayali olarak da olsa o yaşantıyı, kullanılan malzemeleri görüp karar veriyor. Yarın sizin sözleşmenizde, teknik şartnamenizde vermiş olduğunuz markanın oraya gelmeme durumu yok. Bunun stok maliyeti yatırımcı açısından yüksek mertebede oluyor. Yatırım anlamında en büyük handikapı bu.
    Bugün nerede ürün yaparsanız yapın lokasyonu satıyorsunuz. Bugün Nişantaşı, Teşvikiye’de oturmuş bir sistem var. Sadece Hacımimi Bölgesi değil, Tophane, Cihangir gibi bölgeler de son yıllarda bu anlamda çok prim yaptı.

    KÖ: Burada benim anladığım kadarıyla hitap ettiğiniz kullanıcı profili üç aşağı beş yukarı belli. Muhtemelen metrekare fiyatları da… Nasıl bir finansman modeli öngördünüz?
    OÇ: Sözleşmelerimizin %90’ı hasılat paylaşımı. O da karşımızda tek kişi veya şirket olmasından kaynaklı. Hasılat paylaşımı istemesinin bir nedeni de konutlar arasındaki potansiyel şerefiye farkı. Herhangi bir sitede konut yaptığınızda bir daire ile öbürü arasındaki şerefiye farkı belki %5 bile değildir. Burada Galata Kulesi’ni görmek bile her şeyi değiştiriyor. Öyle ki son binalarımızdan birinde aynı kat planı en fazla iki kere tekrar ediliyor. Manzara her şeyi değiştiriyor. Ondan dolayı mal sahibi kat karşılığı ile karını maksimize etmek istiyor. Her ünitenin eşsizliğinden ötürü fiziksel paylaşıma gidemiyoruz. Dokunun getirdiği şeylerden biri de bu.
    Çok bilinçli bir müşteri kitlesi var. Bitmiş halini, manzarasını görmek istiyor. Bu yüzden maketten ev satamazsınız burada.
    Buranın farkı komşuluk. İnsanlar buraya mahallenin bir parçası olmak için geliyorlar. Burada oturma nedeni belli bir topluluğun içinde olmak.

    KÖ: Melih Bey, bu mahalleli olmak durumunun romantik bir tarafı da var. Özellikle bugünkü kentsel yaşam göz önüne alındığında biraz ütopik bile geliyor. Ancak önümüzdeki dönemde o değerlere tekrar geri döneceğimizi anlıyorum. Burada yıllardır oturan, kendilerini mahallenin sahibi gören, bir kısmı da mal sahibi olan oturumcular var, değil mi? Onlarla olan ilişkiler nasıl? Bu yapılanları nasıl yorumluyorlar?
    MA: Yaşımız itibariyle hepimiz o mahalle kültürünü yaşadık, daha sonra bir kopuş oldu. Herkes sitelerine çekildi, kimsenin birbirini tanımadığı komşuluklar oluştu. Hacımimi’de hala var olan 30-35 yıllık kasaba, bakkala baktığınızda hissediyorsunuz ki bizim geçmişte yaşayıp özlem duyduğumuz mahalle, orada zaten yerleşik. Bunu ortaya çıkarmak veya korumak da o binaların doğru dönüşümüyle olur.
    Bir projenin toplantısını yaparken bazı şeylere eliniz ticari olarak da gidemiyor. Dokuyu korumak için belli şeylerden feragat ediyorsunuz. Maliyetleri arttıran enstrümanlar o dokuyu, mahalleyi korumak için yaptığımız şeyler esasında.
    Bölgede çalışan diğer geliştirici ve yatırımcılarla aslında rakip olmamıza rağmen dışarıya döndüğümüzde o dokuyu koruyan birer paydaşız. Her birimizin isteği, bina üretirken dokuyu özenle korumak. Onun için esasında mahalleli de bizim projelerimize ortak. Önünden geçerken değişimden ötürü o bile heyecan duyuyor. Düne de dönmek istemiyor, değişirken doğru dönüşmesini istiyor. O yüzden de projelerde, çizdiklerimizde çok hassas davranıyoruz. Tamamen ütopik veya modern değil, bizi bu dokudan koparmayacak unsurlar üzerine çalışıyoruz. Bu bize de keyif veriyor.

    Rakip değil, oyun arkadaşı olmak

    KÖ: Aslında sizin bir kesitiniz var. Burası çok girift bir doku. Sokakla, diğer binalarla, avlularla, ticaretle konutun birbirinin içine girip çıktığı, üçüncü boyutta da, bir doku tasarlıyorsunuz denebilir. Buradaki kriterlerden biraz bahsedebilir miyiz?
    MŞ: Fiziki bölgenin planlanması ve tasarlanması, buradaki bütün paydaşların görev tanımlarından bağımsız bir eylem değil. Mümkün olduğunca fikirleri beraber tartışarak yaratmak ve o fikirleri tasarlamak, bizim tasarım ilkelerimizden biri. Bu projedeki ana ilkemiz de dönüşüm kavramından kopup tamamen gelişim üzerine odaklanmak.
    Buradaki geliştiriciler gerçekten de esasında birbirleriyle rakip değiller, daha ziyade oyun arkadaşı gibiler. Çünkü sadece orada yaşayacak kullanıcının manzarası değil, tüm kullanıcıların birbiri ile nasıl etkileştiği her zaman tartışmaya dahildi. Dolayısıyla parçadan bütüne gitme stratejisiyle zaten bu tasarımı, karar verme sürecinin ön aşamalarına çekmiş oluyoruz. Bütünü, oradaki potansiyeli görmek ve ilgi gruplarına aktarmak da bizim işimiz. Mutlaka potansiyeller üzerinden gerçekten bir değer yaratan tasarım sürecine izliyoruz. Her zaman her istediğimizi hayata geçirecek durumumuz olmasa da yatırımcı, kullanıcı, diğer komşular açısından bunu en uygun hale getirip sağlamak bizim görevimiz.
    Tasarımı kimi zaman fiziki ortamı maksimize ederek değil, biraz daha geri çekerek veya sokakla ilişkisini güçlendirerek veya bir arka sokağa geçit vererek yönlendiriyoruz. Çünkü bunlar mevcut alanda çok sık rastlanan tasarım özellikleri. Bu özellikleri en iyi tasarım öğeleri haline getirmeye, burada sunulacak yaşam kurgusunu biricik kılan tasarım öğeleri haline getirmeye çalışıyoruz.
    Bazı öğeleri uygulamanın değip değmediğini sürekli tartışıyoruz. Gerçekten değiyorsa sonuna kadar yapmaya çalışıyoruz. Kimi ilk başta değil, yapılınca anlaşılıyor, “İyi ki yapmışız,” diyoruz.
    Osman Bey’in biraz önce bahsettiği hasılat paylaşımı önemli bir inovasyon. Bu ölçekte çok sık yapılan bir şey değil. Bir toplum içinde bütün şekilde yaşamayı öngörüyor, bu da tasarımı etkiliyor. Bunların hepsi tasarıma dahil aslında. O yüzden aslında hepimiz tasarlıyoruz süreci. Ancak hepimizin farklı görevleri var. Karşılıklı güven söz konusu: Ben biliyorum ki onlar finansman modelini tasarlayacaklar, onlar da bizim ürünü en iyi, kullanışlı, değerli halde tasarlayacağımıza inanıyorlar. Komşu geliştiricilerle de dirsek temasımız var. Herkes birbirinin ne yaptığını biliyor, benzer bakış açısıyla farklılaşarak çeşitlilik yaratılmaya çalışılıyor. Bu da kalıcı bir değer olacak ileride.
    Bütünleşme ve çeşitlilik fikri bence çok önemli. İçinde pek çok tasarım öğesini barındıran zahmetli de bir süreç. Avlu, geçit, ön bahçe, yan bahçe, fener gibi, sıfırdan yarattığımız değil, oradan araştırıp bulduğumuz değerleri parçadan bütüne giderek çeşitli binalarda değerlendiriyoruz. Böylece yere ait öğeleri güncelleştiriyoruz.
    Bölgede pek çok tarihi eserin restorasyonu da mümkün. Biz ilk başta farklı bir strateji izledik. Değersiz veya değerini yitirmiş yapı stokunu çıkarıp onları güncellemek üzerine ilerledik. Tarihi eserleri restore edenlerin süreci o şekilde sürdü, bizler de farklı ürünler geliştirdik.
    OÇ: Burada yapmak istediklerimizin arasında sosyal bir ağ yaratmak da var. Teknoloji altyapısını kurup bir mahalle network’ü oluşturacağız. Hepsi birleştiğinde bir STK gibi o mahalleyi daha iyi hale getirebiliyorlar. Aslında bizim amacımız en temelde, çocukların kapının önünde oynayabilmesi.

    KÖ: Eyüphan Bey, sizin ciddi bir gayrimenkul geçmişiniz var. Az önce Murat Bey’in bahsettiği aynı bölgedeki farklı geliştiricilerin hem rakip hem oyun arkadaşı olması sizce gerçekçi mi?
    EB: Aslında farklı yatırımcıların farklı seçenekler yaratmasının bölgeye büyük faydası olacağını, bölgeyi canlandıracağını düşünüyorum. Tek bir geliştiricinin orada çalışması fiziken de o kadar kolay değil. Tek başına inşaat yapma şansınız yok, çünkü o kadar büyük alanlar yok. Müstesna bir iki tane vardır, ancak genelde tarihi binalar veya daha küçük parsellerin tekrar gelişimini sağladığınız noktalar var.

    Doğru işi yapmak ve işi doğru yapmak

    Kooperatif, birlik mantığını bilirsiniz. Bölgede benim konuştuğum yatırımcılar arasında da böyle bir centilmenlik ruhu hakim. Herkes kendi içinde farklı fiyat politikaları olsa da bu bölgenin gelişmesini istiyor. O bölgede yaşayanların istediği türden bir mekan yaratmaya çalışıyorlar.
    Doğru işi yapmakla işi doğru yapmak arasında büyük fark var. Maalesef birçok geliştirici işi doğru yapsa da, doğru işi yapmıyorlar. Bölgenin ihtiyaçları, alışkanlıkları, hasret kaldıkları fonksiyonları göz önünde bulundurarak projeyi gerçekleştirebiliyorsanız fark yaratıyorsunuz.
    Galataport çok iyi oldu. 20-40 yıl öncenin atıl alanı şimdi tekrar canlanıyor. Eş zamanlı olarak bu projelerin gerçekleşmesi İstiklal Caddesi ile Karaköy arasını canlandıracak. Tabii ki bu arada münferit, hala eski yap-sat mantığında giden projeleri de görüyoruz. Tabii ki insanlar yatırım yaparken bir şey yaparken bir şey kazanacaklar; ancak amaç yalnızca bir şey kazanmak değil, bölgeye de bir şey kazandırmak, katma değer yaratmak olmalı. İnsanların projenin önünden geçerken “Ne kadar güzel bir proje yapmışlar,” demeleri gerekiyor.

    KÖ: Aslında geliştirici/yatırımcı profili anlamında yenilikçi bir işe imza atıyorsunuz. Kendinizi bölgede bir öncü gibi görüyor musunuz? Bölgenin geleceğine baktığınız zaman kendinizi nereye konumlandırıyorsunuz?
    MA: Bu bölge her şeyden önce bizim için müthiş bir tecrübe oldu. Sayesinde klasik müteahhit anlayışından koptuk. Metrekaresi 6.000-7.000 Dolar olan bir bölgeden bahsediyoruz. Son projemizde yüzlerce metrekare kaybetmemize rağmen mahallenin içinden bir geçit sağladık. Sonuç olarak vardığımız nokta, dokuyu koruyarak mahalleye değer katmak ve o değerden faydalanmak. Her şey ticaret değil. Projenizin, mimarın adını yazarken gururla yazıyorsanız doğru işi yapıyorsunuz demektir. Bir sonraki nesle bir felsefe bırakmak gerekiyor. Bu açıdan bence doğru projelere imza atıyoruz.
    Hem kent dokusunu hem de milli değerlerimizi koruyacak projeler yapınca müşteri de sizi alır ve bir yere taşır. Bu anlamda bundan sonra çok sıradan işler yapmak istemiyoruz.
    Finansman odaklarımızı %100 inşaatı bitirecek şekilde planlıyoruz. Çok daha hızlı geri dönüşü olacak projeler planlamak da mümkün, ancak bu düşünceden uzaklaştık. Sabretmeyi ve doğru projede müşteri oluşturmayı becerebilirseniz daha farklı bir yere taşınırsınız.
    Biz de bugün karşısına geçip gıptayla baktığımız tarihi binalar gibi yapılar ortaya çıkarmak, önünden geçenin zevkle bakacağı bir ürün yapmak istiyoruz. İstek bu olunca o bahçeleri, geçitleri zevkle yapıyorsunuz. Yaptığınız doğru iş ve bulunduğunuz yer, hepsi bir bütün.

    KÖ: Murat Bey, aslında burada konuşulanlar sizin için tipik mimar rollerinin ötesinde bir rol tarifliyor. Yapıyı tasarlamakla kalmıyorsunuz, buradaki hayata ilişkin çok önemli kararlar alıyorsunuz. Bunu da geliştiricilerle birlikte yapıyorsunuz. Bu rolle ilgili ne söyleyebilirsiniz?
    MŞ: Yerel kültürel değerlerin tümü, süreç boyunca yaptığımız araştırmada ortaya çıkardığımız ve güçlendirmeye çalıştığımız değerler. İşe başladığımızda pek çoğunu biz de bilmiyorduk. Bazısını birbirimize haber vererek, bazısını ise analizlerimizden öğreniyoruz. Burada birkaç katman var: Kentsel tasarım, mimari ölçek ve bütün bunların yapılmasına ilişkin finans modellemesi. Bunların hepsi farklı sıralarda kalabilecek ilgi grupları. İdeal durum ise bunların dinamik bir ilişki ile birbirine bağlandığı bir ekip çalışması.

    Eşikler üzerine

    Kentsel tasarımının en önemli unsurlarından biri ayağa göre tasarlamak. Akıl ayaklardadır. Yürüyebildiğiniz yer hafızanızda yer eder, yürüyemediğiniz yer ise yoktur sizin için. Bu durumdan değer ve bu değeri tartışmak için ortamı yaratmak, bizim kentsel tasarım ve mimarlık alanındaki uzmanlığımızdan, geliştirme sürecinde finansman modellerine hakim olmamızdan geliyor.
    Yere ait tasarım yapmak, bence en özgün değerlerden biri. Herhangi bir tasarımı gelip yerleştirmek söz konusu değil. Eski bir Ceneviz kentinden, eski yamaçtaki bir liman kentinden bahsediyoruz. Burada en göze çarpan konu eşik ve eşiğin mümkün olduğunca açılması, çeşitlendirilmesi ve deneyimlenmesi. Bence bu konu finansman modelinden balkona kadar pek çok konuyu etkiliyor. Finansman modellerinde de geliştiriciler o eşik bölgelerini zorluyor, yeni modeller geliştirerek öncü oluyorlar. Bunun da bir riski var ama projeye tutkuyla bağlandığınızda riski aşacağınıza inanıyorsunuz.
    Gayrimenkul geliştirmenin inşaattan ibaret olmadığı algısı bu nesilde yerleşti. Türkiye’nin ana güçlerinden biri olan küçük-orta ölçek geliştirme ölçeğinin gayrimenkul sektörüne adaptasyonu, bence hepimizin hayatta zevk aldığı o eşik bölgesine konumlanmamızla çok örtüşen bir nokta. Çok kavramsal gelebilir ama hepimiz bir pencere kenarında oturmak isteriz, hepimiz denize bakmayı severiz; çünkü bu bölgeler birer eşiktir. Biz tasarım prensiplerimizde sınırları bizi ayrıştıran değil, birleştiren bir unsur, bir fırsat olarak görüyoruz. Kent ölçeğinde de mimari ölçekte de. Tabii ki hepimizin mahremiyete çekildiği bölgelerimiz var; ama kente bağlanmak, aidiyetimizi vurgulamak istediğimiz yerler var: “Küçük olsun ama 1-2 m² de olsa bir eşik bölgem, balkonum olsun.” Bunlar bizim yarattığımız değerler değil, bu projede biz mevcut değerlerin pekiştirilmesini sağlıyoruz aslında.

    MURAT ŞANAL
    Kurucu, SANALarc
    Murat Şanal İstanbul’da doğdu ve YTÜ’de mimarlık lisansı (1993) ve UCLA’de mimarlık ve hesaplamalı tasarım yüksek lisansı (1995) derecelerini aldı. İstanbul’da bulunan ve kentsel, sivil mimari, araştırma ile kentsel tasarım konularında uzmanlaşan bilgi temelli mimarlık stüdyosu SANALarc’ın kurucu ortağı. Murat Şanal, kendi kentinin karmaşıklığına dair gözlemleri ve Colorado ve Los Angeles’taki ilk mimarlık çalışmaları ile tasarımın bireysel ve kolektif değer taşıyan bütüncül ve işbirliğine dayanan bir süreç olduğuna dair vizyonunu güçlendirdi. En son teknolojilerin doğal çevreye sıkı sıkıya bağlı bir yaklaşımla kullanılmasını öne çıkarırken bir yandan yerel zanaatkârların zaman sınırı tanımayan bilgi birikimine kulak veren en son işleri arasında Şişhane Park, Salt Araştırma ve “Pazar- Kurmak” ile BÜ Rasathane Master Planı ve Bomontiada sayılabilir. Murat’ın akademik deneyimleri arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi, YTÜ, Aachen Teknik Üniversitesi ve Kanada Laval Üniversitesi’ndeki stüdyo ve atölyeler yer alıyor.

    OSMAN ÇİLSAL
    Berkolon Gayrimenkul Yatırım

     

     

    MELİH ALDATMAZ
    Ceneviz Gayrimenkul Yatırım
    Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu olan Melih Aldatmaz, ticaret hayatına 1989 yılında aile işi olan otomotiv sektörüyle başladı. Yurt içinde otomotiv bayiliklerinin yanı sıra yurt dışında Ford ve Daf markalarının distribütörlüğünü yapan Aldatmaz Otomotiv’den 2015 yılında ayrılarak Ceneviz Gayrimenkul Yatırım’ı kurdu. Gayrimenkul hayatına farklı bir anlayışla, yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da tamamen tasarıma yönelik niş yapılar üreterek devam etmek ve gelecekte bu sektörde aranan markalar arasında yer almak Aldatmaz’ın hedefleri arasında.
    Melih Aldatmaz, evli ve iki çocuk babası.

    EYÜPHAN BOYVADAOĞLU
    Boyvadaoğlu Gayrimenkul Yatırım Geliştirme
    Eyüphan Boyvadaoğlu, yüksek mimar olarak yaklaşık 11 yıl Sabancı Holding’de Proje Müdürlüğü’nde çalıştı. Ardından 7 yıl CarrefourSA Genel Müdür Yardımcısı olarak İş Geliştirme Direktörü ve İcra Kurulu Üyesi olarak görev yaptı. 2008-2014 yılları arasında Metro Group Cash&Carry’de Yatırımlar ve İş Geliştirmeden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi ve 2011-2014 yılları arasında Metro Properties Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olarak çalıştı.
    2015 Nisan ayında kendi şirketim olan Boyvadaoğlu Gayrimenkul Yatırım Geliştirme’yi kuran Boyvadaoğlu; her türlü konut, alışveriş merkezi, ticari ve karma projenin geliştirilmesi ve yönetiminde yatırımcılara danışmanlık hizmeti veriyor.