İnşaat – konut sektöründeki durgunluk kaderimizin bir oyunu mu? Entropi mi?

    Kaynakları en etkin biçimde değerlendirebilmek için, inşaata - gayrimenkule yüksek ölçüde kaynak aktarılmamasının koşulları araştırılmalıdır. Buna uygun bir müşevvik sisteminin geliştirilmesi düşünülmelidir. Ülkemizin, kısa dönemci bakışın süper rantı ile değil, uzun dönemin azim ve sebatlı çalışması ile ihya olabileceği unutulmamalıdır.

    Dolmamış çileler, yaşanmamış dertler
    Hasret çeken gönül, benim mi olsun?
    Orhan Gencebay

    Hep entropi: Venezualla, Enron, Roma İmparatorluğu
    Termodinamiğin ikinci yasası olan entropiye göre, her sistem bozulma yönünde eğilim gösterir. Buna göre buzulların erimesi, Dünya Kupası’nı kazanan takımın izleyen kupada dağılması veya Rocky’nin Mr. T’ye yenilmesinin temel nedeni entropi olabilir. Estetik ameliyatların fiziksel yaşlanmayla başa çıkamamasının nedeni de eşyanın tabiatındaki bozulma eğilimidir. Her şey görelidir. Her şeyin doğal olarak bir sonu vardır. Örneğin her iktisadi varlığın tadabileceği bir daralma, genişleme, hatta yok olma dönemi olabilir. Bu yıkıcı varoluş biçimi ünlü iktisatçı Schumpeter’e “kapitalizm yaşayabilir mi?” kitabını yazdırmıştır. Veya zamanın büyük ekonomisi olan Venezüella’nın veya İmparatorluk geçmişi olan Avusturya-Macaristan’ın o eski hallerinden eser yok şimdi. Enron’a da “Dow Jones 30 şirketi olamazsın,” denmemiştir herhalde. Ya Büyük Sekizli’den, geriye doğru sayım ile, Büyük Dörtlü’ye dönüşen bağımsız denetim şirketleri. Hepsini bir yana bırakalım büyük güçlerin (dün Fatih Sultan Mehmet, bugün ABD, yarın belki Çin de dâhil olmak üzere) yeniden ihya etme hayalinde olduğu, Roma İmparatorluğu’nun sonu da askeri-siyasal entropinin eseri olarak görülebilir.
    Girizgâhı böyle yapmamızın nedeni, az sonraki tatsız veriler üzerine söyleyeceklerimizin hazmedilme kapasitesini arttırmaktı. Klasik ölümü gösterip sıtmaya razı etme taktiğidir. Yaz aylarının sıcağı ve rehaveti çalışma isteğini azaltsa da, inşaat konut sektörünün yoğun gündemine güncel bazı istatistiklerin yorumu üzerinden bir katkı yapmaya çalışalım. Önce inşaat sektöründeki talep, üretim eğilimi, güven ve finansman ile ilgili TÜİK ve İMSAD verileri ne diyor buna bakalım.

    İnşaat sektörü verileri der ki
    Ekonomiler döngülerle çalışır. En güncel örnek olarak küresel kriz ABD’sini hatırlayalım. Faizler azalırken konut talebi/arzı/kredisi/fiyatı/menkulleştirmesi artmış, faizlerin artmasının ardından da tüm değişkenlerde kriz ölçeğinde bir bozulma yaşanmıştı. Benzer tablo ülkemizde de yaşanmaktadır. İleri giden sarkaç beklendiği gibi geri gelmektedir. Bir süredir inşaat-konut sektörü ile ilgili arz, talep, satış, kredi arzı verilerinin genel bir daralma eğilimi içinde olduğu biliniyor. Durum tespitini farklı bir açıdan biraz daha geliştirmek için, güncel bazı veriler üzerinden inşaat sektörünün ve dolayısıyla onun önemli bir bölümünü temsil eden konut sektörünün içinde bulunduğu piyasa koşullarını bir kez daha değerlendirmeye çalışalım. Konuyu basitleştirmek açısından, aşağıdaki tablolarda yer alan başlıca eğilimleri maddeler halinde özetlemeye çalıştık.

    1. İnşaat sektörü güven endeksi düşmüştür: 2011 Ocak ayında 94,4 olan İnşaat Sektörü Güven Endeksi değeri, 2018 Haziran ayında 75,3’e düşmüştür (bkz. Tablo 1) .
    2. İnşaat sektöründe talep azalmış, finansman yetersizliği artmıştır: İMSAD 2018 Haziran ayı sektör raporuna göre inşaat ve gayrimenkul sektörünün döviz kredisi stoku 51,89 milyar Dolar’dır. İnşaat Sektöründe Faaliyetleri Kısıtlayan Temel Faktörler endeksi verilerine göre, 2018 Haziran ayı itibarı ile sektörün %38,6’sına göre finansman sorunu sektörün önündeki en önemli sorundur. Bunu %29,5 ile talep yetersizliği izlemektedir (bkz. Tablo 2) .
    3. İnşaat sektörü durgunluğu talep eksikliği ile de ilişkilidir: TÜİK verilerine göre 2011 Aralık ayında %47,3 olan mevcut kaynaklarla talep artışına göre faaliyetlerini geliştirebilecek girişimlerin oranı, 2018 Haziran ayında %61,3’e çıkmıştır. Bunların faaliyetlerinin artabilme oranı ise 2018 Haziran ayı için ortalamada %21,6 olarak belirlenmiştir. Ancak 2018 Haziran ayında mevcut kaynaklarla talep artışına rağmen faaliyetlerine geliştirebilme olanağı olmayan şirketlerin oranı %38,7 olarak açıklanmıştır. Son yılların en kötüsü olmasa bile, dikkat çekici bir oranıdır (bkz. Tablo 3) . Söz konusu veriler, talep (ve dolaylı olarak finansman) yetersizliğini farklı bir açıdan vurgulamaktadır.
    4. İnşaat sektöründe faaliyet düzeyi, alınan sipariş, Çalışan Sayısı Beklentisi, Satış Fiyatları Beklentisi, Sabit Sermaye Yatırımı Beklentisi (2011-2017 dönemi için) düşmüştür: 2011 Aralık ve 2018 Haziran dönemi karşılaştırıldığında yukarıda yer verilen ölçütlere göre inşaat sektöründeki durgunluk eğiliminin belirginleştiği düşünülebilir. Ayrıca İnşaat Malzemeleri Sanayi Bileşik Endeksi 2018 Mayıs ayında 2,31 puan düşerek 98,63 puan olmuştur, endeks değeri 2013 Eylül ayında 103,13 olarak gerçekleşmişti.
    Mevsim etkilerinden arındırılmış inşaat sektörü güven endeksi. Kaynak: TÜİK

    İnşaat sektöründe faaliyetleri kısıtlayan temel faktörler. Kaynak: TÜİK

    İnşaat sektörünün mevcut kaynaklar ve talep artışıyla faaliyetlerini geliştirme durumu. Kaynak: TÜİK

    İnşaat sektörü eğilimine ilişkin mevsim etkilerinden arındırılmış soru bazında endeksler. Kaynak: TÜİK

    Dolmamış çilelerden ders alalım
    İnşaat-konut sektöründe istisnai tedbirlerle genel ekonomik eğilimin dışında kalabilecek bir piyasa ortamı yaratılmaya çalışılsa da, genel akışı palyatif tedbirlerle değiştirmek mümkün olacak gibi görünmüyor. Sektördeki risklere yönelik olarak yapılması gereken ilk iş; konut-inşaat sektöründeki durgunluğun-daralmanın karakterini tespit etmektir. Ardından riskleri ve bütün paydaşlar açısından risk yönetimini konuşmakta yarar var. Ancak, günü kurtarmanın ötesinde asıl sorunun işin felsefesinde olabileceğini de gündeme getirmek gerekiyor. Bu yazımız ile bir kez daha söylemek gerekirse; konut-inşaat sektörü ülkemizde devlet-akademi-sektör üçgeninde organize-nitelikli bir veri/analiz/politika altyapısından mahrumdur. Zaten anlaşılması zor olan gayrimenkul sektörünün bilgisi, dolayısıyla gideceği yön, bu nedenle fazlasıyla belirsizdir. Devasa boyutlarda (ve büyük kredilerle) kaynak aktarılan bir sektörün bilgiye erişememesi bir plansızlık örneğidir. Daha fazla kriz-iflas maliyeti ile karşılaşmamak için iş yapma biçim ve kültürümüzün bu işi hakkıyla çözmesi bir zorunluluktur. İşin felsefe tarafında politika yapıcının ve belki sektör mensubunun, arz fazlasının ve talep eksikliğinin gerekçelerini iyi analiz etmesi gereklidir. Spekülatif yatırım ve rant kollama odaklı bir sistemin uzun dönemde düzeltme yaşamasının kaçınılmaz olduğu anlaşılmalıdır. Kaynakları en etkin biçimde değerlendirebilmek için, inşaata-gayrimenkule yüksek ölçüde kaynak aktarılmamasının koşulları araştırılmalıdır. Buna uygun bir müşevvik sisteminin geliştirilmesi düşünülmelidir. Ülkemizin kısa dönemci bakışın süper rantı ile değil, uzun dönemin azim ve sebatlı çalışması ile ihya olabileceği unutulmamalıdır.

    Gördüğünüz gibi olmuyor, yaz yazısıdır, hafif olsun diye yola çıkıyoruz, kış yazısında görülmeyen Dede Korkut tarzı sözlerle yazıyı noktalıyoruz. Tatil zamanı gelmiş olmalı.